DOLAŞMAKTAN BİR KESİT
Tek başıma, karanlık yolda, hiçbir aracın yol almadığı asfalt üzerinde yürüyordum. Hafif esintiyle bir sağa bir sola doğru savruluyordum. Uzunca bir mesafe kat etmemle birlikte küçük sokakçıklar gözlerime yansımaya başlamışlardı. Sevindim. Yolun bitmeyeceği korkusunu üzerimden attım. Dar, tenha sokaklardan birine saptım. Nereye gittiğimi ben de bilmiyordum. Gece vakti, tek isteğim, görmediğim şeyler görmek ve yeni yazım için biraz keşif yapmaktı. Matbaacı ile derin bir münakaşa eşiğindeydik çünkü. Sokakta ilerledikçe ışığın azaldığını fark ettim. Adımlarımı seyrekleştirmeye ve dikkatlice yürümeye başladım. Yol bitiminde uzunca bir direğe bağlı elektrik panosuna denk geldim. Üzerine biçimsizce kelimeler yazılmış, birkaç çeşit şey resmedilmişti. Aslında basit şeylerdi fakat dikkatimi epey çekmişti. Kullanılan renklerin canlılığı sokağı aydınlatır gibiydi. Birden duyduğum bir sesle irkildim. Arkamda beliren iki kedi, bir et parçası için birbirine girecekti neredeyse. Onları baş başa bıraktım. İlerlemeye devam ettim.
Gece gittikçe koyulaşıyor, yıldızlar daha belirgin bir hâl alıyordu. Karşıma merdivenler çıkmıştı. Oturup düşünmeye koyuldum. Cebimden çıkardığım parşömen rengindeki deftere, başı zedelenmiş kalemle bir şeyler yazmaya giriştim. Ne yaparsam, ne yazarsam yazayım, hiçbiri içime sinmiyordu. Bunca yolu zihnim boşken katetmiş gibiydim. Kelimeler birden dökülmüyor, yazdıklarımın üstünü çiziveriyordum. Olmayacağını anladığım vakit, yerimden kalkıp tek tek merdivenleri çıkmaya koyuldum.
Artık evin yolunu bulma zamanı gelmişti. İstikametimi bozmadan, gözlerimi yol üstünde gezdirerek adımlarımı atmaya devam ettim. Karşıma eskimiş bir evin önünde bırakılan tozlu eşyalar çıkmıştı. İki koltuk, bir yatak ve bir dolabın yanından geçerken küçük bir çocuğa rastladım. Çocuk dolabın kapılarını gıcırdatıp kapatıyordu. Gözüyle selam vermişti bana. Bunun karşılığında ona verebileceğim şey gülümsemek oldu.
Gecemi güzel kılan ve deftere silmeden yazabildiğim tek şey, bu çelimsiz çocuğun selamı oldu.