ÇÖLÜN KUMLARI
Rüzgar esiyor, yalnız ve mağrur kumlu tepelerin üzerinden. Tenimi
okşuyor kum taneleri, sanki yalnızlığıma derman olur gibi… Gözlerim
karanlığın boğduğu gökte yıldızını arıyor divane. Uzak diyarların
hayalinde gezegenimden bir havadis, çiçeklerin kokusunda gülümün
suretinden bir yansıma arıyor aciz ruhum…
Şimdi ne gülüm var ne de hayali. Çölün kumları yutuyor gibi her bir
kurulan hayali. Karanlığın aç ifritleri gökte doğan hiçbir ışığa izin
vermiyor ki yolumu göreyim.
Hani neredesin ey yol? Görünmeyecek miydin bana? Daha doğmamış
hayallerim bile hasta yatağında çekilirken karanlığa, sen onlara ilaç gibi
umut olmayacak mıydın?.. Ne gözlerim görüyor ne de kalbim ! Bedenim
bu sonsuz kum yığınları arasında yorgun ve bitkin…
Ne zaman teslim olmak gerek, duracağım zamanı nasıl bilmeli, yoksa
teslim mi olmalı bu karanlığa?
Sanmıyorum, belki de bir koyun çizmeli insan bu ıssız tepelerin zalim
karanlığında kendine yoldaş. Bu boa yılanları kaplı kuytu kayalara bir
tilki çizmeli belki de…
Her gün doğan güneşin gece terk edip gitmesine inat, koca bir güneş
çizmeli insan defterinin kenarına.
Belki de her karanlık gecede; olmayacak olsa, çocukça olsa bile bir hayal
çizmeli insan. Unutmamak için içindeki yoldaşını, unutmamak için
içindeki ben’i; defterine bir Prens çizmeli…
Bir prens çizdim defterime, bir de gül
Gül, bakarken prens’e; ay doğdu karanlık geceme…
Yine yüreğimize dokundu kaleminizden dökülenler bakalım haftaya nerelere götürecek neleri hatırlatacak bize Emeğinize sağlık