29 Temmuz 2026

YAŞAYAN EVLER

ile elf_cepel

MÜSTAKİL EV

Eski müstakil evleri bilirsiniz. Belki hâlâ sokağınızda önünden geçtiğiniz, belki bir akrabanıza ait belki de baba eviniz olan o eski evleri… Bazıları bahçe içinde, bazılarının bahçesi evin yanında ama mutlaka toprağa açılan bir kapı bulunan… Topraktan uzak duramayan eski insanların, az da olda sebze yetiştirdiği, çocuklar, torunlar yesin diye dikilmiş birkaç meyve ağacı diktiği ve bu ağaçlar arasına iplerle küçük salıncaklar kurulan evler. Bahçenin bir köşesinde küçük bir çardak, bazen tuğladan yapılmış küçük bir ekmek fırını. Mutlaka vardır hala bu evlerle bağınız. Benim baba evim bu evlerden bir tanesi…

KENTSEL DÖNÜŞÜM

Kırka merdiven dayadığımdan, benim çocukluğum bu eski müstakil evlerde geçti. Hala annem ve babam dede yadigarı o evde ikamet ediyorlar. Kentsel dönüşüm eski evleri apartmana veya villaya çevirmeye yemin etmiş olsa da bizim evimiz buna direnenlerden. Piksar’ın ünlü Oscar Ödüllü “Yukarı Bak” filminde, eski evini müteahhite vermek istemeyen Carl Fredricksen, çevresini saran şantiyeler, bitmek bilmeyen baskılar ve gürültü arasında; yıllarını, anılarını ve eşinin hatırlarını taşıyan o evi korumaya çalışıyordu ya hani. Sonunda da evini balonlarla gökyüzüne kaldırıp adeta kaçırmıştı. İzlemediyseniz mutlaka izlemelisiniz, harika bir filmdir. İşte bizimki o yeni inşaatlar ve apartmanlar arasında kalmış olan evlerden. Tabi annemle babamın, evimizi balonla uçurma gibi bir planları yok. Şimdilik…

ŞAHSINA MÜNHASIR

Eski müstakil evler, apartman ya da villa gibi yeni evlerden farklıdır. Kendi karakterleri vardır bu evlerin. Şahsına münhasırdır her biri. Hiçbirinin şekli diğerine benzemez.  Salon, banyo, mutfak herkeste farklı konumdadır. Bir müteahhitin, bir mimarın elinden çıkmış gibi değildirler. Her biri farklı surette, farklı yaratılıştadır. Ruhu olan yapılardır bunlar.  Duyguları varmış gibi içindeki hüznü ve neşeyi size hissettirir. Ev ahalisinin derdini, kederini yüklenmiştir sanki… Kıyı köşelerin sıvaları çatlar sabırdan. Tavanın kenarları, rutubet sanılır ama muhtemelen kederinden kararır.  Bazen de mutlu olur ev, içindeki insanlar mutlu olduğunda. Duvar boyası bile başka bir parlar ışıkta. Özellikle bayramlarda…

EVİN RİTMİ

Her evin kendine ait bir ses tonu vardır adeta eğer biraz dinlerseniz. Hepsi değişik ritimde, geceleri seslenir insanlara. Herkes uyuduğunda, evin kıyı köşesinden tıkırtılar gelir.  Ağrıdan uyuyamayan yaşlıların iniltisi gibi. Uyanıp gezinmeye tereddüt eder insan, sanki ev rahatsız olacakmış gibi. Akreple yelkovanın sessizlikte çoğalan tik-takları, çatı katı tıkırtıları ve daha anlamlandıramadığımız bir sürü sese, eşlik eder dışarıdaki hayvanların sesleri. Hepsi kısık sesli, asla gürültülü değil, gecenin sakinliğine ayak uyduran cinsten. Gündüz duyduklarımızdan daha esrarlı, daha mistik…. Hala bu evlerden birinde uyuma imkânınız varsa, sizi de uyku tutmazsa eğer dinleyebilirsiniz, o evin kendine has ritmini.

KOKU HAFIZASI

Her evin kendine ait bir kokusu da vardır.  İnsanların kokusu mu ona siner yoksa evin kokusu mu insanlara geçer bilinmez. Ama koku hafızasının ilk devreye girdiği yerlerden biri; farklı evleri, farklı kokularla hatırlamaktı çocukluğumuzda. Evi ve içinde yaşayan insanları aynı kokuyla bağdaştırmak. Bazen hacı miski, bazen taze demlenmiş çay, bazen sabun veya naftalin kokusu. Bazı evlerde kolonya kokusu çarpardı insanın burnuna bazılarında alkol… Evde iğne yapan emekli ebe veya hemşire teyzelerin evleri ilaç kokardı mesela. En kötü koku hatıramdır benim. Evimizin onlardan biri olmadığına çok sevinirdim çocukken. Başka çocuklar bizim evden korksunlar istemezdim.

GERİ DÖNÜŞÜM

Bu evlerde geri dönüşüm bir mesele değil, hayatın doğal bir parçasıdır. Bütün yağ tenekelerine güller dikilir, yoğurt kovalarında çeşit çeşit çiçekler büyütülür… Eski lastikler boyanıp salıncak yapılır, kırılan sandalyeler atılmaz; tamir edilip yeniden kullanılır. Kırık cam şişeler bahçe sınırlarını belirler mesela. Yabancıların girememesi için en etkili yöntemdir.

Her şey değerliydi eskiden, şimdiki gibi tüketim çılgınlığı olmadığından, tüketmeyi bilmezdi insanlar. Sadece maddi anlamda değil, eşyayla bağ kurabilen o insanlar, eskimiş olsa bile kolay kolay gözden çıkaramazdı. İşin bir de dini boyutu vardı tabi. İsraf haramdı. Cimri değil tutumlu olmayı öğrettiler bize.  Bu kadar kısa sürede, her şeyi hızlıca tüketen bir nesile nasıl dönüştük? Bazen aklım almıyor.

YAŞAYAN EV

Şimdilerde “yaşayan kolye” satılıyor bijuterilerde. İçinde gerçek çiçek veya böcek koyulan, epoksi ile sabitlenmiş ve şekil verilip kolye haline getirilmiş takılar. Değer verilen bir şeyi saklamak için harika bir yöntem. Keşke diyorum bu evleri de epoksi ile kaplayıp saklayabilsek. “Yaşayan Ev” derdik adına. Her şey orijinal haliyle öylece kalırdı. Birkaç yüz yıl sonra nasıl evlerde yaşayacak insanlar bilinmez. Şimdikilere benzemeyeceği aşikâr.  Müstakil evler ortadan tamamen kaybolmadan bir şeyler yapılmalı. Annem ve babamın evini epoksi ile doldurup saklamak fikri büyük hayalperestlik… Ama hayal kurmanın bir bedeli yok değil mi? Ben böyle bir çözüm buldum siz ne dersiniz?