31 Temmuz 2026

BİR RENKTEN DAHA FAZLASI

ile Büşra Akel

Bazı hisler vardır; onları anlatmaya çalıştığınızda kelimeler eksik kalır. Ne kadar düşünürseniz düşünün, içinizden geçenleri bütünüyle karşılayacak ifadeleri bulamazsınız. İşte böyle zamanlarda sözü renkler devralır. Her biri bambaşka bir duyguyu sessizce omuzlar; kimi geçmişe götürür, kimi geleceğe umut bırakır, kimi de unutulduğunu sandığımız anıları usulca gün yüzüne çıkarır. Ama içlerinden biri vardır ki yalnızca bakılan bir renk olmaktan çıkar, insanın ruhunda kendine kalıcı bir yer edinir.

Kendimi bildim bileli ne zaman yorulsam ya da içimde tarif edemediğim bir sıkışmışlık hissetsem, gözlerim farkında olmadan yukarı yönelir. Bazen bulutsuz bir gökyüzünün açıklığı, bazen kıyıya ritmini hiç bozmadan ulaşan dalgalar, zihnimde birbirine dolaşmış düşünceleri yavaş yavaş çözer. O an hiçbir ses duymam ama sanki görünmeyen bir el omzuma dokunur ve bana acele etmemem gerektiğini hatırlatır.

Belki de bu yüzden huzuru ararken hep aynı renkte buluyorum kendimi. Çünkü bazı tonlar yalnızca görülmez; insanın içine işler. Gözden çok kalbe ulaşır, fark edilmeden ruhun en sessiz köşesinde yaşamaya devam eder.

İnsan büyüdükçe hayatın yalnızca güzelliklerden ibaret olmadığını öğreniyor. Sorumluluklar artıyor, zaman daha hızlı akıyor, bitirdiğimiz her işin ardından yenisi bizi bekliyor. Günün sonunda ise en büyük ihtiyacımızın büyük başarılar ya da pahalı şeyler olmadığını fark ediyoruz. Çoğu zaman birkaç dakikalık sakinlik, derin bir nefes ve kendimizle baş başa kalabileceğimiz kısa bir an, bütün günün yükünü hafifletmeye yetiyor.

İşte bu yüzden denizin kıyısı ya da gökyüzünün sonsuzluğu insana iyi geliyor. Çünkü orada hiçbir telaş yok. Ufka baktığınızda, yetişmeye çalıştığınız bütün koşuşturmanın bir anlığına önemini kaybettiğini hissediyorsunuz. Dünya dönmeye devam ediyor ama siz ilk kez gerçekten durabiliyorsunuz.

Deniz kenarında uzun uzun oturan insanlara baktığımda hep aynı şeyi düşünüyorum. Onlar yalnızca dalgaları seyretmiyor. Belki de içlerinde susmayan düşüncelerin yavaş yavaş sakinleşmesini izliyorlar. Her dalga biraz kaygıyı, biraz yorgunluğu alıp götürüyor. Geriye ise tarif etmesi zor bir hafiflik kalıyor.

İnsanın en çok özlediği duygulardan biri güven olsa gerek. Çocukken bir büyüğümüzün elini tuttuğumuzda hissettiğimiz o sorgusuz emniyet… Büyüdükçe aynı hissi farklı yerlerde arıyoruz. Kimi eski bir dostun sesinde buluyor, kimi çocukluğunun geçtiği sokaklarda, kimi de ufkun hiç bitmeyecekmiş gibi uzandığı manzaralarda. Çünkü güven veren şeylerin çoğu konuşmaz; sadece varlıklarıyla insanın içine huzur bırakır.

Belki de bu nedenle bazı manzaralar karşısında sebepsizce duygulanıyoruz. Aslında gördüğümüz yalnızca bir gökyüzü ya da deniz değil. Onlarla birlikte çocukluğumuz, özlediklerimiz, vazgeçtiğimiz hayallerimiz ve hâlâ içimizde yaşamaya devam eden umutlarımız da gözümüzün önünden geçiyor.

 

Bazen kendime sessizce şu soruyu yöneltiyorum: “En son ne zaman hiçbir şeyi düşünmeden yalnızca gökyüzünü seyrettim?”

Bu soruya hemen cevap veremiyorum. Çünkü çoğu zaman bakıyor olsak da gerçekten görmüyoruz. Oysa her sabah üzerimize aynı gök seriliyor, her gün deniz aynı sabırla kıyıya ulaşıyor, doğa hiçbir karşılık beklemeden güzelliğini paylaşmayı sürdürüyor. Değişen tek şey, bizim onu fark edecek kadar yavaşlayıp yavaşlamadığımız oluyor.

Belki de sanatın doğayla bu kadar iç içe olmasının sebebi de budur. Bir ressam tuvaline yalnızca manzara çizmez; hissettiklerini de renklerin arasına saklar. Bir şair, söyleyemediği cümleleri ufka bırakır. Bir fotoğrafçı ise birkaç saniyelik ışığın peşinden saatlerce beklemeyi göze alır. Çünkü bazı anların değeri, görüntüsünden çok insanda bıraktığı duygudadır.

Bence renklerin de kendilerine özgü sessiz bir dili var. Kırmızı cesareti, yeşil yeniden başlamayı, sarı neşeyi çağrıştırabilir. Ama bazı renkler vardır ki insana sadece huzur vermez; ona kim olduğunu yeniden hatırlatır. Belki de yıllar geçtikçe gösterişli olanın değil, sade olanın peşinden gitmemizin nedeni de budur. Ruh, gürültüden çok dinginliği özler.

Bu yüzden benim için mavi yalnızca bir renk değil. Yorulduğumda dinlendiğim görünmez bir liman, yönümü kaybettiğimde önümde uzanan sessiz bir pusula, umudum azaldığında içimi yeniden aydınlatan tanıdık bir histir. Bana, hayatın bütün karmaşasına rağmen hâlâ nefes alabileceğim geniş bir gökyüzü bulunduğunu hatırlatır.

Artık biliyorum ki bazı renkler yalnızca gözlere hitap etmez. Onlar insanın ruhuna dokunur, yıllar geçse de silinmeyen izler bırakır. Ben ne zaman içimdeki sesi duymakta zorlansam, gözlerimi göğe çeviririm. Çünkü orada gördüğüm sonsuzluk, bana her defasında kendime giden yolun aslında hiç kaybolmadığını usulca hatırlatır.