2 Ekim 2026

ÇAYIN İÇİNDEKİ HAYAT

ile Rümeysa Akıncı

Sabah sabah önümde duran iki çay bardağıyla bakışırken yakaladım kendimi. Biri ince belli biri hayli kalın ve genişti. Her birinden farklı miktarlarda içmişim. Durumun garipliğini o an fark ettim. Annem vaktim az diye iki tane doldurmuş ben de aceleyle ne yaptığımı anlamamışım.

 

Hayata ne kadar benzediklerini düşündüm o an. Hep bu yarım çaylar gibi değil miydi. Bazen dolu tarafı baskın bazen boşluğu. Bazen geniş ve az bazen dar ve çok. Ama mutlaka iyi bir tarafı da var, tıpkı zorluğu gibi. Şimşek hızıyla geçen düşünceleri yakalamaya çalışırken zihnimin sıçrayışlarına güldüm sonra. Çaydan da buraya gelinmezdi ama. Derken bir şeyler karalamaya başladım.

 

 

 

…

 

 

 

Gün gelir çok ağır şeyler yaşarız ama Allah bir genişlik verir. Bazen de dolar ama daralır hayatlarımız. Çok güzel şeyler yaşarken hiçbir şey hissedemez yahut bunalırken buluruz kendimizi. Hangisi makul ve tercih edilir bilinmez elbet. Lakin hepsi bir duraktır, herkes gelir geçer.

 

 

 

Bazen çoğu şeyin iyi gittiği dönemler olur hayatlarımızda. O zamanlarda iyi hissetmek kolay gibi görünse de aslında öyle değildir. Karamsar, endişeli ve mükemmelliyetçi olanlarımız bunu çok iyi bilir. O bardaktaki azıcık boşluk ya dolmazsa ya olmazsa ya çoğalırsa gibi birçok kaygıyla boğuşurlar. Nitekim öyle de olur günün sonunda. Merceğe alınan şey büyür çünkü. Belki de böyle zamanlarda sürekli yürünen yolu değiştirmek gerekir.

 

 

 

Bazen de iyi şeylerin çok az olduğu dönemler olur. Tıpkı azalan bu çay gibi. O anlarda güzelliği, iyiliği görmek gerçekten zordur. Çaba ister. Acı çekeriz çünkü. Acı da tüm enerjimizi tüketir. Odağımızı kendisi yapar. Ne yapacağımızı bilemediğimiz demlerden geçeriz. Öncesinde, bize iyi gelen şeyleri bilinçli bir şekilde not etmek ve bugünler için hazırlamak belki bir nebze rahatlatır içimizi.

 

 

 

Bu bir döngüdür ve böyle sürüp gider. Bir gün iyiysek bir gün kötü oluruz. Bir gün sevinçliysek bir gün ağlarız. Biz iyiyken bir yerlerde birileri zorlanır. Canımız acırken mutlu günlerini yaşayan birileri vardır. Hepimiz, farklı zamanlarda aynı eşiklerden geçeriz.

 

 

 

Rabbimiz ne buyuruyor ‘O günleri biz insanlar arasında döndürüp duruyoruz ki Allah gerçek müminleri ortaya çıkarsın ve uğrunda şehitleri olsun diye.’ Bu ayeti kerime Uhud Savaşı’nın ardından inmiştir. Müfessirler, bu ayette Rabbimizin Bedir Savaşı’na atıfta bulunduğunu söylerler. Allah, müşriklerin de Bedir’de bir yenilgi aldığını ancak azimle ve kararlılıkla devam edip Uhud’a hazırlandığını hatırlatmış, Müslümanlara cesaret vererek, onları teselli etmiştir. İlahi kanun gereği sabredip gayret edenler başarıya ulaşır.

 

 

 

İşte bu hayat, bu gerçeklik. İnsan olmanın gerekliliği. Hiçbirimiz için sürekli bir iyilik ya da bir kötülük hâli yok. Öncelikle bunu kabul etmeliyiz. Bununla savaşmak mağlubiyeti garantilemektir. Hiçbirimiz buradan galip çıkamayız. Tam da bu yüzden tüm kırgınlığı ve haksızlık inancını bir kenara koyup hayatla, kendimizle, Rabbimizle barışmalıyız.

 

 

 

Dışarıdan yaldızlı görünen her şeyin bir de perde arkasının olduğunu hatırlamalıyız. Nasıl ki türlü bedellerle geldiysek olduğumuz hâle ve kimse bilmiyorsa bunu baktığında öylece; biz de bilemeyiz kimin neyle sınandığını, hangi savaşlardan çıktığını, ne yaralar aldığını, neleri kaybettiğini, neyi özlediğini… Bilmemeliyiz de. Belki taşıyamayız belki düşüp kalırız belki eziliriz belki kaçarız. Hikâyenizi kaldıramayan insanlar olmadı mı hiç, oradan pay biçin. Bizler, gücümüzü aşan şeyle ayakta kalamayız.

 

 

 

Bundan mütevellit şunu hep hatırlamalıyız. Bir şey ne hâldeyse o an onun için en hayırlı olan odur. Bize düşen de onu o hâl üzere bırakmaktır. Ötesi haddi aşmak olur ki Allah haddi aşanları sevmez. Rabbim muhafaza eylesin ama aşmaya tevessül ettiğimizde, her şeyin bir hikmeti olduğunu hatırlayıp susmakta fayda var. Merkez Efendi’nin haddinden nasiplenmek düşsün hanemize, vesselam.