10 Eylül 2026

BİRBİRİ ARDINA DEVRİLMİŞ TAŞLARDIR YA HAYAT

ile Reyhan

Ben geçmişe müştak bir kimseyim. Ne etsem de anı idrak etsem diye düşünüyorum. Anı da geçmişe teslim ediyorum zamanı gelince. Hayatımın tek zaman zarfında yaşanması artık beni korkutmuyor. Aksine değiştiremediğim bir geçmiş değil benimkisi. Bu tekrardan yaşamak isteyeceğim bir hâli simgeliyor. Sevgili okuyucum, geçmişten kopan bir şeyi gün yüzüne çıkarma vaktim geldi. Bunu saklayamam senden.

Bundan tam 20 yıl kadar önce ben daha gencecik bir kadındım. Sahip olduğum dostlarım vardı. Bir insan daha ne isteyebilirdi. Potansiyel bir yaşamın kıyısındaydım. Sahip olduklarım, herkesin hayranlık duyacağı türden şeylerdi. Okuyor, çiziyor, birşeyler karalamakta üstüme tanımıyordum. Hayatımın bu denli hevesli olduğu sizi çok da yanıltmasın. Tüm bu güzel şeylerin birde görünmeyen yüzü vardı. Kendime bile itiraf edemediğim, yakamı bırakmayan bir çocukluğum vardı. Yerime karar alıp veren ebeveynlere sahiptim. Tüm zorluklarda beni istemeden yalnız bırakan ailem, bugünkü stresimin ve korkumun şaheseri hâline geldi. Bir çocuk olarak durmadan koşmak, bağırmak ve elma şekeri yemek isterdim. Gençliğime dönecek olursam benliğimi yeniden inşa etmenin ne denli zor olduğunu sana ifade etmek istemiştim okuyucum. Her genç kadın gibi benim de aşık olduğum biri vardı. Halil adlı bu insan, anları tekrar yaşamak istememin esas kaynağıydı. O zamanlar parlak bir gençti Halil. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi ve sevilen, sayılan bir şahsiyetti. Onunla ne zaman konuşsam yeniden doğduğumu hissederdim. Zihnime daha önce tanımadığım fikirleri sokar, kendimi bulmama yardım ederdi. Birlikte takvimleri devirdiğimiz insana hep çok imrendim. Halil, bilmem benim ondan hoşlandığımı tahmin ediyor muydu? Öyleyse bile üzerinde tesirim kalmamış olacaktı. O zamandan beri çektiğim bu hasret ve bütün anların kokusu bugün bile burnumda tüter durur. Bir kaç saniyeliğine dahi yeniden yaşamak için tüm varlığımı ortaya koyardım. Ya da onu görmek için her şeyi yapardım demek daha doğru olacaktır. Çocukluğumdan gençliğime yansıyan en kötü huyumda bir türlü bazı şeyleri dile getirmemek olurdu. Halil’e duyduğum aşk da bu türden bir şeydi. Bu hayat dolu, insanları düşündüren, güldüren kişi bir gün (hangi gün olduğu artık mühim değil) hayatına son verdi. Nasıl olduğunu biz de anlayamadık. Ölüm fikrine en uzak kimsemizdi Halil. Durmamış, kendini kuytu bir evin salonunda asıvermişti. Haberi almamla zihnimin suskunluğuna boğuldum. Böyle bir şeyi neden yaptığını bugün bile sorar dururum kendime. İtiraf edemediklerimde Halil’in öldüğü gün artık içime gömülmüştü. Gençliğimi kaybettim ama hiçbir zaman Halil gibi kendimi asamadım. Bugün içinde bulunduğum yaşantı ise bir bulantı gibi. Hayatta yitirdiğim bu kişi, sanki dolaylı yoldan benim de hayatıma son vermişti. Diyeceğim o ki, insanlık birbirine domino taşları kadar bağlıymış. Bunu o zamanlar tam olarak göremesem de birlikte olduğumuz her şeyi özleyeceğim. Kabullenmekte zorlandığım şeylerle doluyum. Hâlâ daha o geçmişe aitim ben okuyucum.