BİR GÜN DİYE
Bazı şeyleri yaşamak için hep bir gün bekliyoruz.
Bir gün daha çok vaktimiz olacak sanıyoruz.
Bir gün daha cesur olacağız.
Bir gün kendimizi anlatacağız.
Bir gün gideceğiz görmek istediğimiz yerlere.
Bir gün, içimizden geldiği gibi yaşayacağız.
Sonra o bir gün’ lerin arasında yıllar geçiyor.
Farkına varmadan büyüyor insan. Aynadaki yüz aynı yüz gibi geliyor ama gözlerin içinde başka bir hayat birikiyor.
Eskiden heyecanlandıran şeyler sıradanlaşıyor, eskiden önemli sandıklarımız küçülüyor.
Ve bir sabah, kendimize ait olması gereken hayatın içinde misafir gibi dolaştığımızı fark ediyoruz. Kendi hayatımızı yaşamak için bile kendimizden izin bekliyoruz.
“Şimdi zamanı değil.”
“Biraz daha sabredeyim.”
“Şartlar düzelsin.”
“Çocuklar büyüsün.”
“İşim yoluna girsin.”
“Param olsun.”
“Her şey tamam olsun.”
Oysa hiçbir zaman her şey tamam olmuyor.
Hayat, eksikleriyle birlikte yaşanıyor.
Belki de en büyük yanılgımız, mutlu olmak için önce bütün sorunlarımızın bitmesi gerektiğine inanmak. Sanki hayat bir gün önümüze tertemiz bir sayfa koyacak ve “Artık başlayabilirsin” diyecek.
Öyle bir gün gelmiyor.
Başlamak dediğimiz şey çoğu zaman tam da dağınıklığın ortasında oluyor.
Bir kahveyi acele etmeden içmekte.
Uzun zamandır aramadığın birini aramakta.
Sana iyi gelmeyen bir yere “hayır” demekte.
Bir sabah sırf canın istediği için erken uyanıp pencereden gökyüzüne bakmakta.
Bazen hayatı değiştirmek için büyük kararlar almaya gerek yok.
İnsan önce kendisine ayırmadığı o küçük zamanı geri almalı.
Çünkü yıllardır herkese yetişirken kendimize geç kalıyoruz.
Herkesin derdini dinliyoruz, kendi içimizdeki sesi erteliyoruz. Herkesin doğum gününü hatırlıyoruz, kendi hayallerimizin tarihini unutuyoruz. Herkesi kırmamak için susuyoruz da içimizde biriken kırgınlığın bize ne yaptığını sormuyoruz.
Sonra bir gün yoruluyoruz.
Ama neden yorulduğumuzu bilmiyoruz.
Belki de insanı en çok taşıdığı hayat değil, yaşayamadığı hayat yoruyor.
Bu yüzden artık bazı şeyleri “Bir gün’e bırakmamak gerektiğini düşünüyorum.
Söylenecek güzel bir söz varsa bugün söylenmeli.
Gidilecek bir yer varsa imkân bulunduğunda gidilmeli.
Bir hayalin varsa kusursuz zamanı beklememeli.
Çünkü zamanın bize verdiği en büyük ders şu;
Ertelediğimiz her şey, bir gün elimizden alınabilir.
Ve geriye bazen yalnızca şu cümle kalır;
“Keşke biraz daha erken yaşasaydım.”
Ben artık “bir gün” demek yerine, elimden geldiğince “bugün” demek istiyorum.
Çünkü hayat, gelecekte yaşayacağımız bir şey değil.
Tam da şu an, biz fark etmeden yaşanıp gidiyor.