13 Ağustos 2026

İNSAN KENDİNE EN GEÇ VARAN YOLCUDUR

ile Bilal Kutal

İnsan, ömrü boyunca bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Çocukken büyümeye, büyüyünce hayata, hayata karışınca hayallerine… Sonra bir gün fark ediyor ki en çok geciktiği yer, kendi kalbi olmuş. Başkalarının sesini dinlemekten, kendi içindeki sessizliği duyamamış.

Ne tuhaf… Aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz ama herkes başka bir yağmurun altında ıslanıyor. Kimi gülümserken içinden eksiliyor, kimi susarken çığlık atıyor. Dışarıdan bakıldığında herkes bir hikâye anlatıyor; oysa asıl romanlar, kimsenin okuyamadığı yüreklerde yazılıyor.

Hayat, bize kaybetmeyi öğretmeden kazanmanın değerini göstermiyor. Bir dal, son yaprağını düşürmeden sonbaharın geldiğine inanmıyor. İnsan da öyle… Kırılmadan sağlam olduğunu sanıyor. Oysa en güçlü görünenler, en sessiz acıları taşıyanlar oluyor çoğu zaman.

Belki de en büyük yanılgımız, zamanı sonsuz sanmak. Ertelediğimiz bir özür, söylemeye cesaret edemediğimiz bir sevgi, sarılmayı geciktirdiğimiz bir insan… Hepsi bir gün “keşke” kelimesinin gölgesine sığınıyor. Oysa hayat, bekleyenleri değil, hissedenleri hatırlıyor.

Aynaya baktığımızda yüzümüzü görüyoruz ama ruhumuzu ne zaman seyrediyoruz? Kendimize son kez ne zaman “Nasılsın?” diye sorduk? İnsan bazen bütün dünyayı anlamaya çalışırken kendi içindeki yabancıyla tanışmayı unutuyor. Belki de bu yüzden en kalabalık yerlerde bile yalnız hissediyoruz.

Bir ağacın gölgesi, kendi köklerine düşmez derler. Belki insan da böyledir. Hep başkalarına umut olmaya çalışırken kendi karanlığını ihmal eder. Oysa bir mum, önce kendini yakar; sonra etrafını aydınlatır. Kendine iyi gelmeyen bir insanın, başkasının yarasına merhem olması ne kadar mümkündür?

Belki hayatın anlamı büyük cevaplarda değil, küçük fark edişlerdedir. Bir annenin sessiz duasında, yaşlı bir adamın dalıp giden bakışında, çocukların sebepsiz kahkahasında ya da akşam ezanıyla birlikte yavaşlayan bir sokakta… Yaşam, en çok acele etmediğimiz anlarda kendini gösteriyor.

Ve günün sonunda insan şunu anlıyor: Bu dünyada en uzun yol, bir şehirden başka bir şehre gitmek değildir. En uzun yol, baştan sona kendine yürümektir. Çünkü insan, kendine en geç varan yolcudur. O yolculuğu tamamlayabilenler ise sonunda şunu öğrenir: Huzur, dünyanın gürültüsü sustuğunda değil, kalbin kendi sesini duyabildiğinde başlar.