BİR GÜN KENDİNLE KARŞILAŞIRSAN
İnsan, dünyada en çok kendinden kaçar. Bunun farkında değildir belki; çünkü kaçış, bazen ayaklarla değil, alışkanlıklarla olur. Günleri birbirine ekler, kalabalıklara karışır, saatlere yetişmeye çalışır. Oysa bütün bu telaşın arasında en çok geciktirdiği randevu, kendisiyle olanıdır.
Hiç düşündün mü? Her sabah aynaya baktığında gördüğün kişi gerçekten sen misin; yoksa yıllardır başkalarının senden görmek istediği yüz mü? Alkış almak için değiştirdiğin davranışların, kırmamak adına sustuğun cümlelerin, kaybetmemek uğruna vazgeçtiğin hayallerin… Hangisi sana ait?
Belki de insanın en büyük yorgunluğu çalışmaktan değil, sürekli başka biri olmaya çalışmaktan gelir. Çünkü bir maske, ne kadar güzel olursa olsun, yüz değildir. Ve insan, uzun süre kendisi olmayan biri gibi yaşadığında, bir gün kendi sesini bile tanıyamaz.
Zaman, garip bir öğretmendir. Cevapları önce vermez; önce kaybettirir, sonra düşündürür. Bu yüzden bazı insanlar yıllar geçmesine rağmen büyüyemez. Yaş almakla olgunlaşmak aynı şey değildir. Takvim yalnızca sayıları değiştirir; insanı değiştiren, yüzleşmeye cesaret ettiği gerçeklerdir.
Peki nedir bizi bu kadar korkutan? Yanlış yapmak mı, yalnız kalmak mı, yoksa bir gün aynaya bakıp “Ben, aslında hiç yaşamadım.” deme ihtimali mi? Belki de en büyük korkumuz ölüm değildir. Belki asıl korkumuz, yaşarken kendimize hiç dokunamamış olmaktır.
Bir ağacın kökleri görünmez; ama onu ayakta tutan onlardır. İnsan da böyledir. Herkes dallarına bakar; başarılarına, gülüşüne, konuşmasına… Kimse köklerinde biriken fırtınaları bilmez. Oysa görünmeyen tarafımız, görünen hayatımızdan çok daha gerçektir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar geceleri uyuyamaz. Çünkü gündüz susturdukları düşünceler, karanlıkta konuşmaya başlar. Sessizlik, insanın en dürüst aynasıdır. Ondan kaçabilirsin ama onu susturamazsın.
Hayatın sonunda geriye ne kalacak? Biriktirdiğin eşyalar mı, başkalarının alkışları mı, yoksa vicdanının sana fısıldadığı o son cümle mi? Belki de ömür, büyük işler başarmak için değil; küçük iyilikleri ertelememek için verilmiştir. Belki sevgi, söylemeye cesaret ettiğin anda anlam kazanır. Belki affetmek, karşındakini değil, önce kendi yükünü hafifletir.
Şimdi bir an dur. Bu satırları bitirdikten sonra acele etme. Kendine şu soruyu sor: Eğer bugün yeniden başlama şansın olsaydı, gerçekten yaşadığın hayatı mı seçerdin; yoksa başkalarının senden beklediği hayatı mı?
Cevabın ne olursa olsun, onu erteleme. Çünkü insan, en çok yarınlara bıraktığı gerçekle kaybolur. Ve bazen bir ömür, yalnızca kendine “Bir gün yaşarım.” demenin sessiz pişmanlığıyla geçer.