BİR AN
İnsan bazı şeylerin son kez yaşandığını, yaşarken bilmiyor.
Birlikte içilen bir kahvenin, uzun uzun yapılan bir konuşmanın, kapının önünde edilen kısa bir vedanın son olduğunu nereden bilebilir ki? O sırada hayat devam ediyor sanıyoruz. Birazdan yine konuşuruz, yine görüşürüz, yine aynı yerde otururuz diye düşünüyoruz. Belki de bu yüzden bazı anların üzerinden bu kadar kolay geçiyoruz.
Oysa hayat dediğimiz şey, sandığımız kadar büyük parçalardan oluşmuyor. Bazen bir telefonun çalmasıyla, söylenen tek bir cümleyle, verilen küçük bir kararla değişiyor. Bir saniye önce her şey yolundayken, bir sonraki saniye bambaşka bir hayatın içinde bulabiliyoruz kendimizi.
Bunu çoğu zaman geçmişe dönüp baktığımızda anlıyoruz.
“Keşke o gün biraz daha kalsaydım.”
“Keşke bunu söylemekten çekinmeseydim.”
“Keşke o an, bunun son kez olduğunu bilseydim.”
Geçmişin insanı en çok yoran tarafı da galiba bu. Yaşadığımız anın kıymetini, çoğu zaman artık elimizde olmadığında fark ediyoruz. O gün sıradan gelen bir sohbet, yıllar sonra hatırladığımız en güzel şey olabiliyor. Birinin söylediği küçücük bir cümle, hiç beklemediğimiz bir zamanda aklımıza düşüp bizi yıllar öncesine götürebiliyor.
Sonra o anı geri getirmek istiyoruz.
Ama geçmişe dönüp aynı sandalyeye otursak, aynı kahveyi içsek, aynı cümleyi yeniden duysak bile artık biz aynı insan değiliz. Çünkü zaman, yaşananları yalnızca geride bırakmıyor; bizi de değiştiriyor.
Yine de belki her şey bir kezden ibaret değildir.
Kaçırdığımız bir konuşmanın başka bir gününü bulabiliriz. Söyleyemediğimiz bir cümleyi başka bir zamanda söyleyebiliriz. Bir zamanlar içimizde kalan bir duyguyu, başka bir insanda başka bir hikâyenin içinde yaşayabiliriz. Hayatın bize aynı şeyi aynı şekilde geri vereceğinin hiçbir garantisi yoktur. Ama önümüze yeni anlar bırakmaya devam eder.
Mesele de biraz burada başlıyor.
Hepimiz zamanın kıymetini biliyoruz aslında. En azından bildiğimizi düşünüyoruz. Fakat çoğu zaman yanımızdaki insan konuşurken aklımız başka yerde, güzel bir günün ortasında zihnimiz yarının telaşında oluyor. İçinden geçtiğimiz dakikayı yaşamak yerine, bir sonraki dakikaya yetişmeye çalışıyoruz.
Sonra yıllar geçiyor.
Bir fotoğraf çıkıyor karşımıza, eski bir mesajı görüyoruz ya da hiç beklemediğimiz bir şarkı çalıyor. Bir anda, yıllardır unuttuğumuzu sandığımız küçücük bir an bütün ayrıntılarıyla geri geliyor.
İşte o zaman anlıyoruz.
Hayat bazen büyük olaylarla değil, fark etmeden geçtiğimiz küçük anlarla birikiyor. Bir bakış, bir gülüş, bir cümle, bir elveda… Hepsi zamanın içinde kayboluyor gibi görünürken, bir gün dönüp baktığımızda koca bir geçmişin parçasına dönüşüyor.
Belki bu yüzden her anı özel hâle getirmemize gerek yok.
Sadece içinde bulunduğumuz anın, bir gün geçmiş olacağını unutmamak yeterli.
Çünkü hangi anın son kez yaşadığımız bir şey, hangisinin başlangıç, hangisinin yıllar sonra hatırlayacağımız bir hikâyeye dönüşeceğini bilmiyoruz.
Bazen bütün bir hayat, farkına varmadığımız tek bir andan geçiyor.