25 Eylül 2026

BEN’LER DİYARI

ile Rümeysa Akıncı

Hiç fark ettiniz mi, insanlar ilişkilerinde aynı kişi değiller. Başka bir kişiliğe bürünürler. Kimiyle eğlenceli, coşkulu, sıcak, samimiyken kimiyle sessiz, durgun, soğuk, mesafeli olabilirler.

Her insanda başka bir ben deneyimlenir. Bu durum, kendiliğe dair en çarpıcı ve kapsamlı bilginin ilişkilerde saklı olduğunu gösterir. Yani kendini tanımak isteyen, hayatındaki insanlara ve onlarla kurduğu temasa bakmalı.

Birini tanımadan kendimizi tanıyamayız. Kendimizi tanımadan başkasını anlayamayız. Anlayamadığımız biriyle derinlikli ve uzun soluklu bir ilişki kuramayız. Yüzeysel temaslarla da gerçek özümüze ulaşamayız. O saf bilince ve sevgiye…

***

Varoluşu tüm saflığıyla deneyimleyebilmek için yaralanmaya gönüllü olmak gerekir. Buna da bir tek aşıklar razı gelir. Kainatın özünün sevgi olduğunu söyleyen arifler sanırım bu hakikate işaret etmişler. 

Aşkın yaktığı ve dağıttığı yerden insanın özü yeşerir çünkü. Aşk, insanı kendi çıplak varlığıyla göz göze getirir. Hiç olmadığı kadar gerçektir. Yokluk ve hiçlikten, varlığa doğru bir yolculuk başlatır. Kemâl yolculuğu…

Bu yolun ilk adımı kopuşla başlar. Sevgiliden kopup kendi boşluğuna savrulmakla. Sevilenin yokluğu ruhta büyük bir girdap açar. Aşık orada döner döner kendine çarpar. O derin oyukla savaşıp kendi kendini yok etmeye başlar. Kalp, sevgiliye tutunur gibi yaraya yapışır. Aşkın acısında teselli bulur. Maşuk gitmiştir ama aşkı vardır. Onu kaybetmemek için kendini kaybetmeyi göze alır.

Ayrılığın sancısıyla kendi hakikatini doğuran aşık, yeni bir benlikle var olur. Bu tanımadığı kişiye yabancı kalır bir süre. Aynalarda gördüğü silüet değişmiştir. Maşukun gölgesi silinmiş ama aşık da gitmiştir. Bu ben miyim dedirten, gölgeleri yırtıp sızan asıl benliğin ışığıdır. Mecnun’a ‘Sen de kimsin’ dedirten, işte bu ışıktır.