30 Eylül 2026

DEĞERİN BEDELİ

ile Sibel Oğuz Aktemur

Bazen hayatın en anlaşılmaz yanı, kimin neyi hak ettiğini bilmeden herkese bir pay biçmesidir. Kimi insan, kalbinin en güzel yerini açar bir başkasına: incitmemek için kelimelerini seçer, üzmemek için kendi içindeki fırtınaları susturur. Kimi de hiçbir şeyin hesabını vermeden geçip gider başkalarının hayatından. Ardında kırılmış kalpler, yarım kalmış cümleler ve cevapsız sorular bırakarak. 

Ve insan, bir süre sonra kendine sormadan edemez: Neden en çok hiç hak etmeyenlerin canı yanar ve yine en çok hiç hak etmeyenler değer görür?

Belki de hayatın en ağır adaletsizliği budur. İyi niyetin karşılığında kırgınlık, samimiyetin karşılığında sessizlik, emek vermenin karşılığında unutulmuşluk bulmak. Bir insanın en çok incindiği yer, çoğu zaman en çok güvendiği yerdir. Çünkü insan, herkesten aynı şeyi beklemez; ama değer verdiği birinin kendisini görmesini, en azından kalbinin taşıdığı yükü fark etmesini ister. Bazı insanlar, kendilerine sunulan değerin kıymetini bilmezken bazıları bir parça ilgi görebilmek için kendi içinden eksilir.

Bir bakarsın, en çok susanların içinde en büyük cümleler birikmiştir. Herkesi anlamaya çalışanlar, kendilerini anlatacak birini bulamamıştır. Başkalarının yarasına merhem olanlar, kendi yaralarını kimse görmesin diye üzerini örtmüştür. Ve bütün bunlar olurken hayat, hiçbir şey olmamış gibi akıp gitmiştir. Oysa insanın da bir sınırı vardır. Her şeyi içine atmanın, her kırgınlığı affetmenin, her haksızlığı görmezden gelmenin bir sonu.

Bir gün gelir, insanın içindeki o sessiz sabır tükenir. Ne bir kavga etmek ister ne de kendini uzun uzun anlatmak. Yalnızca biraz uzaklaşır. Çünkü bazen insanın kendine verebileceği en büyük değer, kendisini değersiz hissettiren yerden çekip gitmektir. Belki de en büyük yanılgımız, iyi kalpli olmanın her zaman güzel bir karşılık bulacağına inanmaktır. Oysa iyilik, herkesin elinde aynı güzelliği taşımaz. Kimi onu bir emanet gibi saklar, kimi de sıradan bir şeymiş gibi tüketir. Fakat insan, başkasının kıymet bilmeyişi yüzünden kendi değerinden şüphe etmemelidir. Çünkü birinin seni görmemesi, senin görünmeye değer olmadığın anlamına gelmez. Birinin seni anlamaması, anlattıklarının değersiz olduğu anlamına gelmez. Ve birinin sana hak ettiğin değeri vermemesi, senin o değeri hak etmediğin anlamına hiç gelmez.

Belki de büyümek, bütün bunları kabullenmekle başlar. Herkesin kalbimize bizim kalbimiz kadar özen göstermeyeceğini, herkesin bizim kadar incelikli düşünmeyeceğini öğreniriz. Sonra yavaş yavaş beklentilerimizi azaltır, kendimize ayırdığımız yeri çoğaltırız. Başkalarının sevgisinde kendimizi aramaktan vazgeçer, kendi içimizde kaybettiğimiz parçaları toplamaya başlarız.

Ve bir gün anlarız ki mesele, kimin bizi ne kadar sevdiği değil; bizim, başkalarının sevgisi uğruna kendimizden ne kadar vazgeçtiğimizdir. Belki de hayat, hak edenle hak etmeyeni her zaman ayıramaz. Belki de bazı kırgınlıkların bir açıklaması, bazı haksızlıkların bir telafisi olmayacaktır. Ama insan, yaşadığı her şeye rağmen kalbinin güzelliğini koruyabilir. Kendini tüketmeden sevebilir, kendini unutmadan değer verebilir.

Çünkü herkesin hayatında bir gün, dönüp kendine bakacağı bir an vardır. O an geldiğinde insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, başkalarının ona ne yaptığı değil, bütün bunların içinde kendisine ne kadar sahip çıkabildiğidir.

Ve belki de bütün mesele şudur:

İnsan, hak etmediği acıları yaşamış olabilir; ama o acıların kendisine kim olduğunu unutturmasına izin vermemelidir.