MERMERİN İÇİNDEKİ ÖZ
Geçenlerde Michelangelo’nun bir alıntısına denk geldim. O devasa Davud heykelini ham bir mermer kütlesinden nasıl çıkardığını anlatırken şöyle diyordu: “Davud zaten o mermer bloğun içinde vardı. Ben sadece Davud olmayan parçaları dışarı attım.”
Cümleyi okuduktan sonra uzun süre durup düşündüm. Söz zihnimde döndükçe, bugüne kadar “kayıp” sandığım ne varsa başka bir renge büründü.
Belki biraz tuhaf gelecek ama düşündüm de; bizler de bu dünyaya birer mermer blok gibi geliyoruz sanki. Dümdüz, çıkıntısız, henüz hiçbir oyuntusu ya da derinliği olmayan, belki de ham bir kütle olarak… Doğduğumuz an, henüz hiçbir hikâyesi olmayan pürüzsüz bir taştan ibaretiz.
Sonra hayat başlıyor elindeki çekiç ve keskisiyle. Karşılaştığımız her durum, yaşadığımız her hikâye o mermere vurulan birer darbeye dönüşüyor. Bana göre ruhumuza en ağır çekiç darbesini vuran şey ise vedalar… Bazen mecburiyetten bazen de isteyerek, kendi en iyi versiyonuma ulaşmak adına adımlar atıyorum ama benim için katlanması en zor olanı; alışıp sığındığım o sıcak konfor alanıma ve sevdiklerime veda etmek zorunda kaldığım o anlar.
O çekiç taşa indiği an, canım fena halde yanıyor. Alıştığım dünyadan koparılırken içimden koca bir parça fırlayıp gidiyor sanki; etrafa toz duman yayılıyor ve bir an tamamen parçalandığımı, yok olduğumu hissediyorum.
Oysa zaman geçip de o toz duman çekildiğinde anlıyorum hakikati: Her insan, yaşadığı hayatın ve aldığı o darbelerin bir sanat eseridir.
Karakterim, duruşum, dünyaya bakışım ve ruhumdaki o derin çizgiler; işte o sarsıcı kopuşların, o ağır eksilmelerin sayesinde ortaya çıkıyor.
Pürüzsüz ve hiç darbe almamış bir taşın hikâyesi yoktur. Bizi bir “eser” kılan şey, vurulan darbelerin bıraktığı o eşsiz izlerdir. Yaşam, insanı o güvenli ama ham halinden alıp, sarsarak ve eksilterek kendi özüne ulaştırır.
İşte bu yüzden, geçmişte canımı fena halde yakan tüm o vedalar… Meğer hepsi, beni o mermer bloğun içinde hapsolan kendi en iyi versiyonuma ulaştırmak içinmiş. Bazen sırf bir sonraki halime yer açabilmek için, en sevdiğim anlara ve hatta geçmişteki halime şefkatle veda etmem gerekiyor.
Şimdi dönüp bakıyorum da arkama; canımı yakan, beni yerimden eden o vedalar olmasaydı, o çekiç darbeleri mermerime değmeseydi, bugün kendim dediğim bu surete asla kavuşamazdım.