3 Eylül 2026

YOLLAR

ile Bilal Kutal

Sokaktayım, gecenin en tenha yerinde;

Adımlarım suskunluğa karışıyor yavaşça.

Bir ışık titriyor uzakta, kentin derininde,

Ben yine kendimi arıyorum her köşe başında.

 

Gökyüzü, kurşun gibi ağır başımın üstünde;

Rüzgâr eski bir şarkıyı taşıyor kaldırımlardan.

Uyuyor bütün şehir, evlerin sessiz yüzünde,

Bir ben uyanığım, bir de gölgem duvarlardan.

 

İçimde büyüyen bir ses, ismimi çağırıyor;

Dönüp bakıyorum, kimseler yok arkamda.

Her pencere sanki başka bir sır saklıyor,

Her kapı kapanıyor ben yaklaşınca.

 

Yollar, yalnızlığın uzayan kollarıdır;

Yollar, insanın kendine döndüğü yerdir.

Yollar, susan kalbin gizli sorularıdır;

Yollar, içimde yürüyen eski bir kederdir.

 

Beni kimse beklemez bu gecenin sonunda,

Ben zaten beklenmeye alışmadım çoktan.

Bir avuç yıldız düşürürüm avucuma,

Sonra saklarım onları soğuk sokaklardan.

 

Ben yürüyeyim, gece büyüsün, ben yürüyeyim;

Fenerler ardıma sıra sıra dizilsin sessizce.

Bir şehrin bütün hüznünü omzumda taşıyayım,

Ay vururken yüzüme, gölgem düşsün önüme.

 

Ne güneşi isterim, ne kalabalık sabahları;

Bırakın gece kalsın, biraz daha benimle.

Gündüzler başkasının olsun, bütün ışıkları;

Ben karanlığın dilini öğrendim sessizce.

 

Bir banka ilişsem, yorgunluğum konuşsa;

Taşlar anlasa içimde birikenleri.

Uzakta bir tren düdüğü duyulsa,

Götürse benden bütün eski geceleri.

 

Başımı kaldırırım, göğe bakarım uzun uzun;

Bulutların arasında bir cevap ararım.

Belki de kaybolmak değildir bütün yolculuğum,

Belki kendime varmak için biraz dolaşırım.

 

Bir yabancı geçer önümden, yüzü tanıdık;

Sanki yıllar önce görmüşüm o bakışı.

Belki benim gibi gecelerde yalnız kaldık,

Belki onun da cebinde saklı bir yakarışı.

 

Bir an göz göze geliriz, sonra geçip gider;

Şehir yeniden örter aramıza duvarını.

Benim içimde büyüyen o eski ses der:

“Arama artık, herkes taşır kendi yarasını.”

 

Gecenin koynunda küçülür bütün sesler;

Saatler ağırlaşır, zaman yürümek istemez.

Bir evde perde kapanır, bir odada ışık söner,

Benim içimdeyse hiçbir pencere kapanmaz.

 

Çünkü bazı geceler insanı kendine çağırır;

Bazı yollar bitmez, yalnızca yön değiştirir.

Bazı yaralar sessizce insanı yoğurur,

Bazı yalnızlıklar büyür, sonra şiire dönüşür.

 

Ben bu şehrin unutulmuş seslerindenim;

Yağmurdan sonra taşlarda kalan izlerden.

Biraz çocukluğum var cebimde, biraz dünüm,

Biraz da hiç dönmediğim eski evlerden.

 

Ne beni soran olsun, ne yolumu bilen;

Bırakın adımlarım geceye karışsın.

Ben kendi sessizliğimle konuşmayı öğrenirken,

Şehrin bütün ışıkları uzaktan yanıp sönsün.

 

Ey gece, üzerime ağır gölgende dur biraz;

Korkmuyorum artık içimdeki sessizlikten.

Biliyorum, sabah dediğin yalnızca bir zaman,

İnsan bazen gündüzde de kaybolur kendinden.

 

Öyleyse yürüyelim, şehir susana kadar;

Ayak seslerimiz taşlara yazılsın.

Her köşe başında başka bir hatıra var,

Bırak eski günler ardımızda kalsın.

 

Ve ben, gecenin sonuna varmadan önce,

Bir kez daha göğe kaldırayım başımı.

Belki uzaklarda küçücük bir ışık görünce,

Bulurum yıllardır kaybettiğim kendimi.