4 Eylül 2026

İÇİMİ OYAN BOŞLUK

ile Rümeysa Akıncı

Çıkışarak odaya geldi. Hediyeleri almak istemediğini söyleyip hızla çıkmaya yeltendi. Sen bilirsin, nasıl istersen dedim. Kırgınlığı içimi burdu biraz ama mesele benlik değildi. Susmak ve kendi alanımda kalmak zorundaydım. Böylesi hem benim hem onun için en doğrusuydu. Haddimi aşmamalıydım. Bu yüzden durumu kişiselleştirmedim.

 

Acele tavırları, keskin ses tonu, kaçırdığı bakışlarıyla içine sığamadığı o kadar aşikardı ki. Tek bir kelime patlamasına yeterdi ama böyle gitmesine de gönlüm elvermedi. Zor olanı yaptım yine. Neden tavır  alıyorsun, küstün mü yoksa dedim. Yapmak zorunda değildim, saygısızlıkta etmedim. Kibarca söyledim, neden böyle davranıyorsun, dedim. Bilerek kırıldın mı ?, demedim. O içindeki duyguydu, görünen davranışı üzerinden soru sormayı seçtim.

 

Sana değil ona kırıldım, çıkışırcasına söylemek zorunda mıydı, dedi. Haklıydı, kıvılcımı büyütmemek için sessiz kaldım. Peki madem ona kırıldın, neden benim hediyelerimi geri veriyorsun o zaman, dedim. Kırgın bakışlarını bana çevirdi, çok kısa bir sorgulama gördüm gözlerinde. Gözlerimin İçine bakıyordu, istediğim de  buydu ama üstüne gitmedim. Yüzleşmesi zor bir gerçek taşıdığını biliyordum.

 

Uzatmadı, her zamanki gibi sessizce kapıdan çıktı. Bu çıkışlarda bile azalan bir enerji vardı. Öfkeden üzüntüye doğru giden bir yolda olduğunu anladım. Umarım bu yükü bir gün bırakabilirsin, dedim kendi kendime. Ardından öylece bakarken düşüncelere daldım.

 

Üzüldüm ama her şeyi değiştiremezdim. Hayli ehlileşmiş kurtarıcı rolüm sessizce uzanıyordu. Gülümseyerek başını okşadım. Aferin, çok yol kat ettin, dedim. Sayende artık rahatım. Üzgünüm ama huzurluyum. Ne yapalım, bu da senin için ödediğim bedel olsun, dedim.

 

***

 

Farklı meselelerde verdiği tepki hep aynıydı. Fevri, kırıcı, küskün ve alıngandı. Olayın gerektirdiğinden fazla reaksiyon gösteriyordu. En bariz işareti buydu ama tüm bunlar dışarıdan bakan için anlamsız ve fazlaydı. O öyleydi ve acımasızdı. Lafının nereye gideceğini hesap etmez, ne zaman ne yapacağı kestirilemezdi.

 

Bense içeriden bakıyordum ve omuzlarını ağırlaştıran o yükü görüyordum. Kendi içine köklenemeyişin acısını gözlerinde, kendine sahip çıkamayışın öfkesini sözlerinde, dışarıda aradığı değeri içeride inşa edemeyişin sancısını hareketlerinde okuyordum. Benim hallettiğim meseleler onun içindeki eksikleri aşikâr kılıyordu. Bazen bana bakarken neden bu kadar tahammülsüz olduğunu anlıyordum. Ama anlamak kendimi çiğnetmek demek değildi. Aradaki dengeyi koruyordum. Ah ama yine de üzülüyordum işte.

 

Fazlasıyla taşan, kendini bilmeyince anlaşılmayan, suçlayıcı ve keskin dili yaralayıcı olan bu tavırları örtmeye çalıştığı bir zayıflığın perdesiydi. Öfkeyle görmezden gelmeye çalışıyordu ama artık biliyordu. Sadece hazır değildi. Değersizlik duygusuyla yaşamak onu epey yıpratmıştı. Yaşam enerjisi eskisi gibi değildi. Ne yapacağını bilmez hâlde tetikleneceği yerlerden kaçınıyordu. Anlıyordum ama bunun böyle gitmeyeceğini de biliyordum.

 

Kaçındıkça ilişkileri zorlaşıyordu, üstelik yaşamdan kopuyordu. Kaçmasa tetiklendiği zamanlar sivrileşiyordu. Muhatabı da meseleyi kişisel alınca geri dönülmez yaralar açıyorlardı birbirlerine.

 

Tüm bu durum nereye gidecek bilmiyorum. İnkardan farkındalığa geçtiğini görüyorum sadece. Kabul için zamanı var belki. Cesareti ve acıyı göğüsleyecek gücü kıvama geldiğinde bunu aşacağına inanıyorum. Umarım o vakte kadar kendinden ve ilişkilerinden telafisi mümkün olmayan parçalar eksilmez. Eksilirse de hayrına olduğu için öyle olur ama yine de en az hasarla atlatmasını diliyorum.

 

***

 

Peki ben nasıl başkalarından farklı bakabiliyorum? Görünenin ardındakini nasıl anlayabiliyorum? Bu soruya geçenlerde dinlediğim bir röportajdan kesitle cevap vermek istiyorum. ‘Hayatımın çok büyük bir dönemini kendimi tanımaya çalışarak geçirdim.’ Hâliyle bazı şeyleri hallettiğim için kişiselleştirmeden mevzuları okumayı öğrendim. Nerede duracağımı biliyorum. Benim için durmak büyük bir ders ve imtihandı, o ayrı mevzu ama hayat öğretiyor. Ben de öğrenmeye istekliydim.

 

Bir şey içimde bir yere gereğinden fazla dokunduysa muhatabıma değil kendime dönüyorum. Çünkü mevzunun benlik olduğunu biliyorum. Kendi yollarımdan yaşadıklarımın tüm çıplaklığı ve acısıyla geçtim. Bakması, taşıması ve yaşaması zor olan her şeyi tek tek irdeledim, hissettim. Nihayetinde de böyle bir kavrayışa erdim.

 

Böyle bir yola talip olunur mu bilmem. Tüm bu acıları yaşayacaksın deseler yine de girer miydim? Bilmiyorum ama sonunda böyle bir yere varacağımı bilsem ölümüne dalardım. Öyle de yaptım. Elhamdülillah.