ZAMANIN PULLU TENİ
Yine, yine döndüm başa. İçimdeki çocuğun tuzlu gözyaşı kokan yastığına… Yine, yine döndüm soğuk ve puslu, penceresiz sarayıma. Artık gönlümü ısıtan ne sitem var ne de aşk. Yâ Rabbi verdiğin aşkı yine kaldıramadım. Artık halimi ne aşk anlar ne de şarap… Yoksa aşk da şarap gibi haram mı bu koyu bulutlara hapis gönlüme ?..
Parlak tüylü kuzgunlardan başka yoldaşım yok şu gökte. Artık ne bir yıldız göz kırpıyor şu aksak gönlüme; ne de bir yıldız arıyor gözlerim, bu puslu gökte. Zamanın pullu teni, çocuksu hıçkırıklarla dolu boynumu sıkarken; artık ne bir istek var yaşamaya ne de heves… Bunca zamandır kolumda akan saniyelerin aksine artık yüreğim uğruna atacak yıldızını bulamıyor şu gökte.
Ne karanlığın ifritleri ne de çölün zehirli arkadaşları düşman bana kendi yıldızım kadar. Artık sadece gecelerim değil, kapkaranlık her günüm.
Korkuyorum anne. Beni ısıtacak tatlı nefesin ner’de? Nerede her şeyin geçeceğini fısıldayıp teselli eden o sesin? Hâlâ korkuyorum anne. Bana yol gösterecek ateşten bir hâre gözlerin ner’de?
Hâlâ korkuyorum, korkuyorum anne… Onca eziyetle, seve seve büyüttüğün o güzel çocuk ner’de? Ben senin gibi bakamadım ona. Ona bakacak cennet kokan koynun ner’de?..
Korkuyorum anne. Korkuyorum ölmekten…