14 Ağustos 2026

SEN SADECE SEN OLMAK İÇİN YARATILDIN

ile Büşra Akel

Doğaya bütün kalbinizle baktığınız oldu mu hiç?

Bir ağacın gövdesindeki belirgin çatlaklara, kurumuş yaprakların üzerindeki çizgilere, eğri büğrü dallara dikkat edin. Hiçbiri kusursuz değildir. Ama hangisine bakıp da “Keşke biraz daha düzgün olsaydı.” deriz? Hangisini eksik buluruz?

Çünkü doğa, güzelliğin kusursuzlukta değil, kendine özgü oluşta saklı olduğunu bilir. Eğri bir dalı düzeltmeye çalışmaz; çatlamış bir toprağı saklamaz. Her iz, her kırılma, her farklılık onun hikâyesinin bir parçasıdır.

Peki biz neden kendimize aynı şefkati göstermiyoruz?

Bir çatlak, birkaç kilo fazlalık, doğumdan sonra değişen bir beden, burnumuzun şekli, saçımızın yapısı, yüzümüzde yıllar içinde oluşan çizgiler… Bazen aynaya baktığımızda bütün dikkatimizi değiştirmek istediğimiz yerlere veriyoruz. Sanki bedenimiz yalnızca kusursuz olduğu zaman sevilmeyi hak ediyormuş gibi davranıyoruz.

Oysa bedenimiz de tıpkı doğa gibi yaşadıklarımızın izlerini taşır.

Derimizdeki çatlaklar, zamanın sessizce bıraktığı çizgilerdir. Belki bir büyümenin, belki bir değişimin, belki de bir doğumun hatırasıdır. Yüzümüzdeki çizgiler yalnızca yaş aldığımızı değil; güldüğümüzü, düşündüğümüzü, ağladığımızı, bazen uykusuz kaldığımızı anlatır.

Bir düşünün…

Yıllar boyunca fırtınalara boyun eğmeyen bir ağacın gövdesindeki çatlaklar, onun ne kadar mücadele ettiğini göstermez mi? O izler ağacı daha değersiz hâle getirmez. Tam tersine, ona karakter kazandırır.

Bizim bedenimizdeki izler de böyledir.

Belki de güzelliği yalnızca pürüzsüz bir ciltte, ince bir belde, belirli bir burun şeklinde veya başkalarının beğenisinde aramaktan vazgeçmenin zamanı gelmiştir.

Çünkü güzellik, tek bir kalıba sığmayacak kadar geniştir.

Bir çocuğun kahkahası nasıl eşsiz ve özelse vücuttaki her bir iz, her bir çatlak da o kadar özeldir. Bizi biz yapan en güzel kanıtlardır.

Belki de bizim öğrenmemiz gereken en önemli şey şudur:

Sen, başkasına benzediğin zaman güzel değilsin. Sen, kendin olduğun için değerlisin.

Kendini değiştirmek istemen elbette yanlış değil. İnsan bazen saçını değiştirmek, farklı giyinmek, bedenine daha iyi bakmak isteyebilir. Fakat bunu kendinden nefret ederek değil, kendine değer verdiği için yapmalı.

Aynaya baktığında ilk gördüğün şey eksiklerin olmasın.

Kendine biraz daha dikkatli bak.

O bedene kaç kez yeniden başladığını hatırlat. Yorulduğunda seni taşıyan, hastalandığında iyileşmeye çalışan, düştüğünde ayağa kalkmana yardım eden bedenine teşekkür et. Belki de yıllardır eleştirdiğin o izler, aslında senin en sessiz tanıklarındır.

Doğaya bakınca hiçbir yaprağın diğerinin aynısı olmadığını görüyoruz. Kimi büyük, kimi küçük; kimi parlak, kimi solgun. Kimi rüzgârda savruluyor, kimi dalında dimdik duruyor. Yine de hepsi kendi hâliyle bütüne ait.

İnsan da böyle değil mi?

Hepimizin başka bir hikâyesi, başka bir yüzü, başka bir bedeni var. Birimizin sakladığı şey, diğerinin hayatında hiç yer almamış olabilir. Bu yüzden kendimizi başkasının ölçüsüyle değerlendirmek, kendi hikâyemize haksızlık etmekten başka bir şey değildir.

Belki de aynanın karşısında kendimize söylememiz gereken cümle çok basit:

“Ben kusursuz olmak için yaratılmadım. Ben, ben olmak için yaratıldım.”