ÇİFTE TERAZİ
İnsan, başkasının kusurunu görmek istediğinde en keskin göze sahip olur; sıra kendine geldiğinde ise en koyu karanlığı içinde taşır. Başkasının ayıbını büyüten dil, kendi evladının, yakınının yanlışına gelince suskunluğa bürünür. Çünkü adalet çoğu zaman vicdan da değil, menfaatte aranır.
Ne gariptir. Kendilerine helâl gördükleri hayatı başkalarına haram sayanlar vardır. Kendi çocuklarının her yanlışına “İnsandır, hata yapar.” diyerek kalkan olanlar, başkasının en küçük kusurunu ömür boyu omzunda taşıdığı bir yüke çevirir. Aynı davranış, aynı söz, aynı hata. Değişen yalnızca yapan kişidir.
İşte insanın en tehlikeli sınavı burada başlar.
Kur’an-ı Kerim, insanın hoşuna gitse de gitmese de adaletin yanında durmasını emreder.
“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin.
Çünkü adalet, sevdiğini kayırmak değil; sevdiğin haksız olduğunda da hakikatin yanında durabilmektir.
Bugün nice insanlar vardır ki dillerinde sürekli Allah vardır; fakat kalplerinde kibir, haset ve öfke büyür. Dualar eksik olmaz, tesbihler çekilir, hayır sözleri söylenir. Ama aynı dil, bir başkasının onurunu incitmekten geri durmaz. Aynı kalp, başkasının mutluluğunu görünce daralır.
Oysa Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur;
“Kim zerre kadar kibir taşırsa cennete giremez.”
Ve yine buyurur;
“Hasetten sakının. Çünkü haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi iyilikleri yer bitirir.”
İnsan bazen secdede değil, başkasının mutluluğu karşısındaki tavrında kaybeder imtihanını.
Çünkü Allah, uzun dualardan önce kırılan kalplara bakar. Gösterişli cümlelerden önce niyetlere bakar. İnsanlardan gizlenen hesaplar, Rabbin huzurunda gizli kalmaz. Kur’an’ın ifadesiyle;
“Şüphesiz Allah, göğüslerin gizlediğini de bilir.”
İnsanlar birbirini kandırabilir. Kendilerini haklı gösterebilir. Çocuklarının, yakınlarının yanlışlarını sevgi adı altında örtebilir. Fakat ilâhî adaletin terazisinde akrabalığın da, makamın da, gösterişin de hiçbir ağırlığı yoktur.
En acısı da şudur; Başkasının günahını konuşarak ömrünü tüketenler, kendi günahlarının sessizce büyüdüğünü fark etmezler. Her dedikodu, vicdandan kopan bir parçadır. Her iftira, sahibinin omzuna yüklenen görünmez bir yüktür. Her haksızlık, er ya da geç sahibini bulacak bir yankıdır.
Unutulmamalıdır ki Allah’ın geciktirdiği hesap, iptal ettiği hesap değildir. O, kuluna mühlet verir; fakat ihmal etmez. Nice sessizlikler vardır ki ilâhî adaletin bekleyişidir. Nice gülüşler vardır ki ardında ağır bir imtihan saklar.
Belki de insanın önce aynaya değil, vicdanına bakması gerekir. Çünkü ayna yalnızca yüzü gösterir; vicdan ise hakikati.
Ve günün sonunda herkes evine döner. Fakat herkes vicdanına dönemeyebilir.
Asıl kaybeden, başkalarının kusurlarını sayarken kendi kusurlarını Allah’ın huzuruna taşıdığını fark etmeyen kişidir. Çünkü insanların hükmü geçicidir; Allah’ın hükmü ise şaşmaz. O’nun terazisinde ne evlat kayırılır ne anne ne baba ne de makam sahibi. Orada yalnızca hak konuşur, vicdan şahitlik eder ve adalet tecelli eder.
SİBEL OĞUZ AKTEMUR