SUSMANIN SESİ
İnsan, kendini anlatmak için çoğu zaman kelimelere sığınır. Haklılığını göstermek, yanlış anlaşılmayı gidermek, kırgınlığını duyurmak ister. Konuştukça anlaşılacağını düşünür. Oysa bazıları duymak için değil, yalnızca cevap vermek için dinler. Böyle anlarda söz, anlamını yitirir.İki kişi arasında dolaşan yorgun bir yankıya dönüşür. İşte susmak, tam da burada verilebilecek en büyük cevap olur.
Susmak, her zaman söyleyecek söz bulamamak değildir. Bazen insanın içinde sayısız cümle vardır; fakat hiç kimsenin karşısındaki kişide gerçek bir karşılık bulamayacağını bilir. Kendini defalarca açıklamış, kırıldığı yerleri göstermiş, hislerini açıkça dile getirmiştir. Buna rağmen anlaşılmıyorsa konuşmaya devam etmek yalnızca onu tüketir. O noktadan sonra sessizlik bir vazgeçiş değil, insanın kendini koruma biçimidir.
Her tartışmanın sonuna kadar sürdürülmesi gerekmez. Her suçlamaya cevap vermek, her yanlışı düzeltmek ve herkesin gözünde haklı görünmek mümkün değildir. Kimi insanlar gerçeği olduğu gibi değil, görmek istedikleri biçimde kabul eder. Böyle bir durumda susmak, sözü değersizleştiren kişiye daha fazla kelime vermemektir.
Yine de susmak ile yok saymak aynı şey değildir. Birini belirsizlik içinde bırakmak, onu cezalandırmak için konuşmamak başka; artık sonuç vermeyen bir tartışmadan çekilmek başkadır. Gerçek sessizlik, öfkeyi içinde büyütmek değil, konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini anlayabilmektir. Bu anlayış, insanın hem kendisine hem de sözlerine duyduğu saygının göstergesidir.
İnsan, değer verdiği sürece anlatır; anlaşılmak istediği sürece çabalar. Fakat bir gün açıklama yapmayı, kendini savunmayı ve aynı yarayı yeniden tarif etmeyi bırakır. O andan sonra geriye çoğu zaman yalnızca mesafe kalır. Bu yüzden birinin susmasını güçsüzlük sanmak büyük bir yanılgıdır. Bazen o sessizlik, söylenebilecek son sözden daha ağırdır.
Susmak, insanın kendi içindeki gürültüyü de duymasını sağlar. Öfkeyle söylenecek bir cümleden, sonradan pişman olunacak bir kırgınlıktan korur. Zaman geçtikçe hangi sözün gerçekten söylenmeye değer olduğu, hangisinin yalnızca anlık bir tepki olduğu anlaşılır. Bu yönüyle sessizlik yalnızca başkasına verilen bir cevap değil, insanın kendisine açtığı bir düşünme alanıdır.
Elbette her yerde susmak doğru değildir. Haksızlık karşısında, insan onurunun çiğnendiği bir anda ya da birinin yardıma ihtiyaç duyduğu yerde sessiz kalmak erdem sayılamaz. Fakat amacı yalnızca incitmek olan sözler, bitmeyen tartışmalar ve aynı noktaya dönen açıklamalar karşısında susmak, insanın kendi sınırını çizmesidir. Çünkü bazen konuşmak cesaret ister, bazen de susmak daha büyük bir irade gerektirir.
Kelimeler her kapıyı açmaz. Bazı kapıların önünde ne kadar konuşulursa konuşulsun içeriden bir ses gelmez. İnsan bunu fark ettiğinde kapıyı zorlamayı bırakır ve kendi yoluna devam eder. İşte o anda sessizlik, yenilginin değil, olgunluğun dili olur.
Susmak verilecek en büyük cevaptır; çünkü bazı sözler zamanla unutulur, fakat söylenmeyenlerin bıraktığı boşluk uzun süre insanın içinde yankılanır.