BÜYÜDÜK
Küçükken ikiz bardakları kırınca üzülüyordum. Sanki iki sevgiliyi ayırmış, sanki bir anneyi çocuğundan alıkoymuş gibi bir burukluk doluyordu içime…
Küçüktüm, hissetmeyi biliyordum; hayaller kurup birbirine düğümlüyordum. Çocuk nezdimde hiçbir şey tek var olmamıştı. Aşk, sevgi, annelik… Her şeyin bir cânı, her cân’ın bir cânân’ı vardı. Dünya güzeldi, kuşlar ötüyordu ve biz hâlâ çocuktuk…
Şimdi ise büyüdük, hayal kurmak zorlaştı ve düğümler atmayı unuttuk. Hatta babaannelerimizin dikiş setlerinin yerini bile hatırlamıyoruz artık. Ruhumuzun gri renkli “yetişkin” isimli prangalarına tutsak kaldık…
Belki bundandır gülen bir çocuk görünce uzaklara dalmam. Uzaklardaki hayallere…
Babaannelerimizin elinden mayalılar yiyip bahçelerde koştuğumuz, annelerimize sarıldığımızda boyumuzun hala onların huzur kokulu göğüslerine denk geldiği, mahallelerimizin bize çok büyük bir dünya gibi hissettirdiği ve dedelerimizin bize aldığı beş liralık dondurmalar ile hâlâ sevinebildiğimiz hayallere…
Hâlâ çocuk kaldığımız,
hâlâ insan kaldığımız,
o masum hayallere…
İnsanı okurken duygulandıran geçmişe götüren ruhuna dokunan bir yazı olmuş emeğinize sağlık.
Koşarcasına geçen ömrün en masum en temiz en çıkarsız ve samimi anlarını hatırlatan güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Yeni yazılarınızı heyecanla bekliyorum.
Mazinin huzur kokulu sokaklarında gezdiğim bu yazıda buldum çocukluğumu. İçimizdeki çocuğu her an kalbimizde taşıdığımız günlere ve onu birlikte yaşattığımız, kalemiyle ruhumu iyileştiren yazara şükranla…