14 Eylül 2026

İLK GÜN: BİR ÇANTAYA SIĞMAYAN HEYECAN

ile Sema Yüksel

Bazı sabahlar vardır; insan daha gözlerini açmadan o günün diğerlerinden farklı olduğunu hisseder. Güneş yine aynı yerden doğar, sokaklar aynı sessizlikle uyanır; fakat evin içinde başka bir telaş vardır. Çantalar hazırlanır, kıyafetler kontrol edilir, saçlar düzeltilir. Bir anne çocuğunun yakasını iliklerken, bir baba saati kontrol eder. Söylenen her cümlenin ardında aynı duygu vardır: “Ne çabuk büyüdü…”

 

Okulun ilk günü, yalnızca bir öğrencinin sınıfa attığı ilk adım değildir. Bir ailenin yıllardır büyüttüğü küçük bir insanı, hayatın karşısında biraz daha kendi başına bırakmayı öğrendiği gündür.

 

Öğrencinin kalbinde ise başka bir telaş vardır. Yeni bir sınıf, yeni yüzler, yeni öğretmenler ve henüz yaşanmamış koca bir yıl… Kimi merakla etrafına bakar, kimi çekingen adımlarla sınıfına girer. Bir çocuğun zihninde belki onlarca soru dolaşır: “Arkadaşlarım beni sevecek mi? Öğretmenim nasıl biri? Bu yıl neler yaşayacağım?”

 

Fakat bütün bu soruların arasında güzel bir bilinmezlik vardır. Çünkü başlangıçların en güzel tarafı, henüz hiçbir şeyin yazılmamış olmasıdır.

 

Yeni bir defterin ilk sayfası gibi…

 

Hangi arkadaşlığın yıllarca süreceğini, hangi öğretmenin bir ömür hatırlanacağını, hangi cümlenin insanın hayatına dokunacağını henüz bilmiyoruzdur.

 

Ailelerin telaşı ise öğrencinin heyecanından farklıdır. “Defterlerini aldın mı?”, “Kalemlerin tamam mı?”, “Bir şey unutmadın, değil mi?” gibi sıradan görünen cümlelerin içinde kocaman bir sevgi saklıdır.

 

Bir annenin çantayı son kez kontrol etmesi, bir babanın “Dikkatli ol.” demesi aslında yalnızca birer tembih değildir. Onlar çocuklarını okula gönderirken yanlarına biraz da dualarını koyarlar.

 

Çocuk kapıdan içeri girdiğinde aile dışarıda kalır. Belki birkaç saniye daha okul kapısına bakarlar. Çünkü zamanın nasıl geçtiğini en çok böyle anlarda fark eder insan. Dün elinden tutarak yürüttüğü çocuk, bugün kendi başına bir sınıfa girmiştir.

 

Victor Hugo’nun, “Hayat bir çiçektir, aşk onun balıdır.” sözü belki de aile ile çocuk arasındaki bağı anlatan en sade ifadelerden biridir. Sevgi, bazen yanında yürümek; bazen de kendi yoluna yürüyebilmesi için geride durabilmektir.

 

 

Okul, insana yalnızca ders öğretmez. Bir matematik sorusunun başında sabretmeyi, bir kitabın sayfalarında başka hayatları anlamayı, bir arkadaşın hüznünde merhameti öğreniriz.

 

Albert Einstein’ın, “Hayat bisiklete binmek gibidir. Dengenizi korumak için hareket etmelisiniz.” sözü de burada anlam bulur. İnsan büyürken yalnızca başarılarla değil, hatalarıyla da öğrenir. Bazen yanlış cevap verir, bazen istediği sonucu alamaz, bazen bir arkadaşından ayrılır. Fakat bütün bunlar hayatın öğretmeye devam eden dersleridir.

 

Eğitimin asıl kıymeti belki de insanı yalnızca dünyaya hazırlamasında değil, kendisini tanımasına vesile olmasındadır.

 

Cemil Meriç’in, “Kendini tanımayan insan, hiçbir şeyi tanıyamaz.” sözü bu yüzden okul sıralarında daha başka bir anlam kazanır. Çünkü insan, yıllar boyunca yalnızca ders kitaplarını değil, biraz da kendisini okur.

 

Yıllar geçer.

 

İlk günün heyecanı yerini sınavlara, ödevlere ve alışılmış okul telaşına bırakır. Fakat bazı şeyler unutulmaz: İlk öğretmenin sesi, ilk arkadaşın yüzü, ilk kez oturduğun sıra ve okul kapısında seni uğurlayan ailenin bakışı…

 

Çünkü bazı anlar yaşandığı anda sıradan görünür; kıymetleri ise zaman geçtikçe anlaşılır.

 

Bugün okulun kapısından içeri giren her öğrenci, henüz yazılmamış bir hikâyenin ilk sayfasını açıyor. O sayfada başarılar da olacak, hayal kırıklıkları da; dostluklar, ayrılıklar, kahkahalar ve belki yıllar sonra özlemle hatırlanacak nice küçük an…

 

Nelson Mandela’nın, “Eğitim, dünyayı değiştirmek için kullanabileceğiniz en güçlü silahtır.” sözü ise bizlere kalemin kılıçtan daha keskin olduğunu anlatır. 

 

İlk zil çalar.

 

Çocuklar sınıflara dağılır. Koridorlar seslerle dolar. Aileler yavaşça okuldan uzaklaşır.

 

Geride bir sınıf, bir çanta, birkaç yeni defter ve yaşanmayı bekleyen koskoca bir yıl kalır.

 

Belki okulun ilk günü tam da budur:

 

Bir çocuğun geleceğe doğru attığı ilk adımı; ailesinin gurur, telaş ve dua ile seyretmesi…

 

Ve hayatın, her yeni eğitim yılında bize yeniden hatırlattığı o güzel gerçek:

 

Her başlangıç, içinde biraz korku taşısa da en çok umuda benzer.

Ama o okuldaki ilk gün, her miniğimizin çantasından taşan bir heyecan oluverir.