İSTASYON
“Bu sefer gelecekti. Onu dört gözle bekleyeceğim. Çok yer kaplamadığım için memnun bir istasyondayım. Ellerinde bavul taşıyan küçük çocuklara gözlerimle selam veriyorum. Beni, üstümü başımı yadırgıyorlar, mahzuru yok. Birden doluşuyorlar etrafa. Bilet gişesinin önü kalabalık, trenler yeni yolcularını ağırlamaya hazırlanıyor. Tüm banklar dolmuş, oturacak tek bir yer kalmamıştı. Ama ben yolculuk için gelmediğimden kenara köşeye sığındım. Trenin varmasına, sevgilinin adımlarını duymama az kaldı. Onunla hasret gidereceğimiz yıllarımız olacaktı önümüzde. Ama siz onu tanımıyorsunuz. O gelmeden size onu anlatayım: Sırma saçları var onun. Bilmeseniz bile o saçlar onu ele verir. Ahenkli bir tebessüm mevcut çehresinde. Benim sevgilim diye demiyorum ama nazlı edalar timsali bir yaratık o. Ne vakit onu beklesem bitap düşerim ama her şeye değer. Onunla tam on yıl önce tanışmıştık. O zamandan beri hiçbir şeyi yitirmedi. Ne vakit yüzüne baksam aynı ifadeyi görürüm. İnatçı biri, hem de çok. Ama onu beklemek, ona olan sevgimi sonsuz kılıyor. Biliyorum, bu sefer gelecek. Elinde bin bir marifetle dolaşır. Yazar, durmadan çizer o. Size şaheserlerini göstermediğim için mahcubiyet duyuyorum. Pek kibardır insanlığa. Bazen hiç konuşmaz. Yüzü dilinin görevini üstlenir. Konuşmasa bile o beden pek çok şeyi anlatır durur. Hiç kaygısı yoktur sevgilinin. Buruk bir kalbi de yoktur. Biriktirdiği anlar vardır. Bu anların çok azı beni de dahil eder içine. Dargın değilim ona, hayır. Yedi yıldır uğramadı bu istasyona. Ay gibi teni yansıyordu yeryüzüne. Oltu gözleri ile gülümsüyordu bana. Beni seviyordu. Buna şüphem yok. Onun sayesinde ben içimde hâlâ umudu barındırıyorum. Hâlâ bir çocuk gibi heyecanlanıyorum, tıpkı gece babasının eve gelmesini bekleyen bir çocuk gibi. Sürekli onu düşünüyorum. Zihnimin her bir parçasına işlemişti sevgili. Onunla ilgili tüm bu şeyleri pek kusurlu anlattığımın farkındayım. Yanı sıra eksik de olacak belki. Ama onu biraz olsun gözünüzde veyahut zihninizde siz canlandırın isterim. Ama alınmayın, haletiruhiyesini en iyi ben bilirim. Pek iddiasız biriyimdir sıradan yaşantımda ancak onunla ilgili şeyleri ezbere bilmektir en büyük marifetim. Canım sevgili, acaba bugün hangi elbisesi ile göz kamaştıracak? Bahar bu vesileyle kıskançlaşacak. Ona durmadan aşık bakacağım.”
Yolcular yavaşça ayaklanmıştı. İstasyon birkaç zaman sonra tenhalaşacaktı. Zavallı adam hâlâ daha bekliyordu sevgilinin içinde olduğu trenin gelmesini. Yolcular içeri yerleşirken bir yandan raylarda hafif bir ses duyuldu. Yeni bir tren istasyona yaklaşıyordu. Adam üzerindeki bakışlardan kurtulduğu gibi dikkati bu yeni gelen trene kesildi. Birden gözü dönmüş biçimde koşuyor, yolcuların inmesini bekliyordu. Tek tek arıyordu sevgiliyi. Baştaki vagondan son vagona doğru yol almıştı. Tek tek bakınıyor, insanlara çarpıyordu. İnsanlar da kendilerine çarpan bu zavallı adama kötü bakışlar fırlatıyordu. Sanki bir çöpmüş gibi bakıyorlardı adama. Özellikle çocuklar onu parmakla gösteriyor, alay edercesine gülüyorlardı. Tüm bu safsata adamın umurunda bile değildi. Yeter ki sevgili başını çıkarsın ve onu görsün istiyordu. Adam, koca istasyonda gözleri ve elleri ile durmadan aramaya devam etti sevgiliyi.