21 Temmuz 2026

HÂLÂ

ile Muhammed Enes Çam

Bilmem hangi cinin karanlığı soldurdu masamdaki lambanın titrek ışığını… Buz gibi şimdi; oysa bir zamanlar mağrur çöllerin kumlarından daha kızgındı aşklarımın viran illeri. Hangisinin hortlağı kaçırıyor uykularımı derdim ama bana benden başka azap çektiren yoktur bu cihanda. Ne diye vurur dururum huzurumu tam kalbinin ortasından, ne diye kaçırır günlerimin güneşini şarap kadehime konan küçücük bir sinek… Kim öğretti bize her şeyin kusursuz olacağını ? Zaten kusursuz bir kaos işlemez mi pencerelerimizin ardındaki cihanda?

Bak yine karanlığın cinleri kaçıyor gölgelerine, ufukta hepsini titreten Timur’un mağrur filleri gibi Şems’in aydınlığı. Sarıp sarmalıyor, yer yer kavuruyor ateşiyle mazlum yerküreyi. Nice hayaller kuruluyor aydınlığında; çoğu viran, azı aksak; nice düşler kuruyor aciz âdemoğlu, çoğu karanlığın cinlerine kurban, azı unutuluyor Şems ufukta belirince…

Her soluğunda ölüyor, öldükçe daha bir arzulu soluyor âdemoğlu… Aç çoban köpekleri kadar sarhoş, aksak yaralı bir çakal gibi bitap geziyor yeryüzünde. Ve hâlâ sevebiliyor… Gece karanlığın az bir zerresini ışığıyla kavuran bir yıldıza hayran hayran bakabiliyor, yarının getireceği rüzgarları kucaklayabiliyor… Kısacası hâlâ yaşıyor âdemoğlu, düşünde hâlâ sıcak bir ışık yayan lambası, teninde en yüce yaratılan olmanın verdiği vakur bir güzellikle… Hâlâ yaşıyor insanoğlu.