9 Temmuz 2026

BAZI İNSANLAR İÇİMİZDE YAŞAMAYA DEVAM EDER

ile Bilal Kutal

İnsan, kaybettiklerini yalnızca toprağa bırakmıyor. Bazı ayrılıklar bir mezara değil, kalbin en sessiz köşesine gömülüyor. Orada ne çiçek soluyor ne de zaman işliyor. Sadece insan, her gün biraz daha o sessizliğin içinde yaşamayı öğreniyor.

 

Bir gün fark ettim; özlemek, birine kavuşamamaktan çok daha fazlasıymış. Özlemek, artık dönmeyecek bir sesi kalabalıkların arasında aramakmış. Her telefonda onun adını göreceğini sanmak, tanıdık bir gülüşe dönüp bakmak, bir kokunun yıllar önce kapanmış bir kapıyı yeniden aralamasına engel olamamakmış.

 

Hayatın en ağır yükü bazen yaşanan acılar değildir. Söylenemeyen cümlelerdir. Bir “Kendine iyi bak”ın dile gelememesi, bir “Affet beni”nin gurura yenilmesi, bir “Seni özledim”in yıllarca insanın içinde taş gibi durması… Çünkü kelimeler söylenmediğinde kaybolmaz; insanın içinde yaşamaya devam eder.

 

Ne gariptir ki zaman, herkese aynı hızla akar ama kimsenin yarasını aynı şekilde iyileştirmez. Kimi bir mevsimde yeniden gülebilir, kimi ise yıllar geçse de aynı cümlede takılı kalır. Belki de zamanın yaptığı şey unutturmak değildir. Sadece acının sesini kısar. Fakat insan, sessizleşen acıyı yok sanır. Oysa bazı sızılar, en çok sustuklarında derinleşir.

 

Bazen düşünüyorum; bir insan gerçekten ne zaman büyür? İlk kez ağladığında mı, ilk kez sevdiğinde mi, yoksa ilk kez geri dönmeyecek birini beklemeyi bıraktığında mı? Belki büyümek, takvimde ilerlemek değildir. Belki büyümek, eksik kalacağını bile bile yaşamaya devam edebilmektir.

 

Çocukken kırılan oyuncaklarımız için günlerce ağlardık. Sonra büyüdük. Oyuncakların yerini insanlar aldı. Bu kez ağlamamayı öğrendik. Oysa acı değişmedi; sadece onu saklama biçimimiz değişti. Gülümsemeyi öğrendik ama içimizdeki boşluğu gizlemeyi de…

 

Belki de insanın en büyük yanılgısı, güçlü olmanın hiç kırılmamak olduğunu sanmasıdır. Oysa gerçek güç, kırıldıktan sonra kalbini taşlaştırmamaktır. Canın yandığı hâlde başkasının canını yakmamaktır. Umudun azaldığı günlerde bile bir çocuğun gülüşüne inanabilmektir.

 

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki hayat, bize en çok kaybettiklerimizle konuşuyor. Giden insanlar yalnızca yok olmuyor; bize sabrı, özlemi, pişmanlığı, sevgiyi ve kıymet bilmeyi bırakıyor. Onlar gidiyor ama öğrettikleri kalıyor. Belki de bu yüzden bazı insanlar hiçbir zaman gerçekten gitmiyor.

 

Eğer bir gün yolun kendi kalbine düşerse, orada hâlâ birini bekleyen sessiz bir köşe bulabilirsin. Korkma. İnsan, geçmişini silerek değil; onunla barışarak hafifler. Çünkü hatıralar omuzlarımızdaki yük değil, bizi biz yapan izlerdir.

 

Ve belki de bütün mesele şudur: Bu dünyadan giderken ardımızda kusursuz bir hayat bırakmak değil, bir kalpte iyilikle anılacak kadar güzel bir iz bırakabilmektir. Zaman bizi unutabilir, sokaklar adımızı silebilir, sesimiz rüzgâra karışabilir. Ama bir insanın karanlık gününde ona umut olmuşsak, işte o zaman gerçekten yaşamışız demektir.