ZİHNİ KAMBURLAŞAN ADAM
On gündür durmadan düşünüyordu. Tek yaptığı şey kanepesinin köşesinde oturmaktı. İstifini bozmaya niyeti yoktu anlaşılan. Hayatında olup bitenleri gözden geçiriyordu böylece. Zihni en çok, kaybedeli uzun zaman olan dostunu gözünün önüne getiriyordu. Kim bilir şu an ne yapıyor, nerelerde diye durmadan düşünüyordu. Özlüyordu. Herkesten çok dostunu düşünmek istiyor ve onu özlüyordu. Neden mi? Onu tanımak, onunla yakın durmak, konuşmak gibi biyolojik sebeplerden kaynaklı değildi. Bu, felsefi bir husustu. O’nu, arkadaşını, biricik dostunu kendi seçmişti. Ama şimdi yolları ayrılmıştı. Bu da doğanın bir ürünüydü işte.
Daha sonra zihni, anne babasına kaydı. Çok uzun zamandır görmediği bu insanlar, onun arkasından ne diyor, ne düşünüyorlardı acaba? İyi bir evlat olamamıştı. İyi bir arkadaş, dost veyahut iyi bir eş de olamamıştı. Aslına bakılırsa iddialı olduğu iyi bir şey yoktu yaşantısında. Bu denli sadeydi.
Biraz daha düşünmeye devam etti. Sıra yaptığı işe gelmişti. Bankacı olmayı kendi seçmişti ama bir zamanlar sahip olduğu korkaklık yüzündendi bu. Tüm iş hayatında nadiren gülümser ve her şeyden tiksinirdi. Ya ne yapmak isterdi? Tuvalinin başında elinde fırçasıyla bir ressam olmak mı? Ya da evinin paslanmaya yüz tutmuş köşesindeki sazı tekrar tekrar çalmak mı isterdi? Zihni ara ara başka düşüncelerle de tanıştırıyordu onu.
Birden aklına dank etti. Ne yapıyordu öyle? On gündür durmadan bu köşede öylece oturmuş düşünüyordu. Hem anı hem de geçmişi birbirine katıyordu. Akıp giden şeyin ta kendisi zamandı. Kaybettiği şeyler arasına bu da dahil olmuştu şimdi. Zihni hiç durmadan bunu da düşündü. Eylemsiz bedeni kendi yerinde bile kıpırdayamıyordu. Tıpkı kilitlenmiş bir kapı gibi hareketsizdi. Tüm bu atmosferi bir anda dışarıdan gelen birkaç çocuk sesi dağıtmıştı. Birden yerinden irkilmişti. Kalktı ve odasına doğru yol almaya koyuldu.
Zihni yine art arda düşünmeye ve başını şişirmeye devam ediyordu.