ALIN TERİ
O sabah gürültülü bir sese uyandık. Pazar günüydü ve çevre inşaatlarda çalışma yoktu. Balkona çıkıp bakınca durumu anladım. Dün eski bir evi yıkmışlardı. Yıkıntılardan kalan moloz yığının başında bir adam duruyordu. Rengi kaçmış bir kot pantolon, yakası ezilmiş soluk renkli bir tişört ve elinde balyoz vardı.
Var gücüyle taşları kırıp, demirleri çıkarmaya çabalıyordu. “Ekmeğini taştan çıkarmak.” deyiminin tam anlamıydı. Ben, o gözle baktım ve bütün sinirim geçti. Oysa “ ne oluyor sabah sabah!” diye bağırmaya hazırlamıştım kendimi.
Henüz, sabah olmasına rağmen kavurucu bir sıcak, yakıcı bir güneş vardı. Burası Adana; tabi yaz mevsiminde başka ne beklenirdi ki. Bense daha dün serin serin çalıştığım ofisimde ne kadar şikayetçi oluyordum her şeyden. Yaptığım iş; evrak hazırlamak, belgeleri yüklemek, e-posta ile göndermek, gelen e postalara cevap vermek.Sürekli ofis içinde çalıştığım için şikayet üstüne şikayet ediyordum.
Adam eline aldığı balyozla var gücüyle vuruyordu. O kırdıkça ben sevinmeye başladım. Alnından akan terleri tişörtünü yüzüne çekip siliyor ve tekrar vurmaya başlıyordu.
“Tak tak tak”
Yan evlerden söylenen kişilerin seslerini duydum. “Hiç aldırma!” dedim içimden.
Sen ekmeğinin derdindesin. Kendime çay koydum. Demlenene kadar oturdum adamı izlemeye devam ettim. Kırmaya çalıştığı bir kolon sütununa benziyordu. Demirin yarısı ortaya çıkmıştı ama bir o kadar daha çıkarması gerekiyordu.
Çayı doldurmaya içeri girdim. Bir çay da adama götüreyim dedim. Bir de soğuk su götürsem hiç fena olmazdı.Küçük bir şişe de su koydum. İndim aşağıya.
Bazı komşular hala asık surat balkondan olan biteni izliyordu. Adama doğru yaklaştım.
Yüzündeki derin çizgileri, nasırlı ellerini gördüm. Tırnakları kısa olmasına rağmen yaptığı işten dolayı kir içindeydi. Kafasını kaldırmadan işini yapıyordu. Benim kendine yaklaştığımı fark etti. Kafasını kaldırmadan ayaklarıma bakıyordu. Sonra kaşlarını daha da çattı. Yüzündeki çizgiler iyice derinleşti. Tişörtü ter içindeydi.
“Kolay gelsin usta” dedim.
Hafif kafasını kaldırıp dik dik baktı. Benim tebessüm ettiğimi ve elimdekileri fark edince afalladı.
“Zor iş seninki al usta, yeni demledim, iç, dinlen biraz.”
“Vay sağolasın” dedi.
O asık suratı gitti, keyifle gülümseyen birine döndü.
Gülümseyince ön dişlerinin eksik olduğunu fark edebildim.
“Senin gibi insanlar kaldı mı ya?” dedi ve devam etti.
“Şu karşıdaki kadın, yarım saattir oradan bana söyleniyor.”
“Ekmeğini taştan çıkarıyorsun usta. Kolay iş değil yaptığın ama sen de biraz erken başlamışsın. Tatil günü olunca onlarda haklı sinirlenmekte.”
“Onlarda haklı haklı da. Ah be oğlum, herkes ekmeğinin peşinde. Ben bu saatte gelmesem başka biri nasiplenir. Tabi o zaman onun nasibi olurdu. Gözüm kalmazdı inan. Ama erken kalkan, erken yol alır. Bizim işte önce davranmak önemli.”
“Sen de haklısın usta.”
Çayını yudumladı, bardağı şişedeki kalan suyla çalkalayıp uzattı.
“Eline sağlık, Çok makbule geçti.”
“Su,sende kalsın usta. İşin gücün rast gitsin.”
“Allah razı olsun. Senin de işin gücün rast gitsin, hiç bir zaman darda kalmayasın.” dedi.
Sağ olsun, güzel dua etti.
Eve girdiğimde kendimi çok rahatlamış hissediyordum. Bir ferahlık, bir genişlik vardı yüreğimde. Sanırım iş konusunda şikayetlerimi eskisi gibi yapmayacaktım. İnsanların bu dünyada hep bir telaşı vardı. Yanlış yaptığımız, insanlara sadece kendi bakış açımızdan bakmaktı. Belki de biraz empati bu dünyayı daha yaşanılır kılacaktır. Bugün iç huzurla yatağa girdim. O usta da umarım yorgun ama huzurla başını yastığa koymuştur.
Yüreğinize sağlık kıymetli yazar. Yazdığınız hikayeler yüreğimizi ısıtıyor. Kaleminiz kavi yüreğiniz coşkulu olsun.
Emeğinize kaleminize sağlik Yelda hocam sizin okulumuzda daha önce çalıştım ve emekli oldum. Ortak arkadaşlarımız sayesinde yazılarınızı okuyorum.