30 Ekim 2026

HAYATI ZORLAŞTIRAN BİZLER MİYİZ YOKSA HAYATIN KENDİSİ Mİ ZOR?

ile Büşra Akel

Hiç durup düşündünüz mü; hayatın kendisi mi bu kadar zor, yoksa onu kendi ellerimizle çıkmazlara sürükleyen bizler miyiz?  

Bazen daha gözlerimizi açar açmaz üzerimize ağır bir yük çöker. Yapılacak işler, yetişilecek yerler, ödenmesi gereken faturalar, cevapsız mesajlar ve ertelenmiş sorumluluklar…

Henüz gün başlamadan yorgun hissederiz kendimizi. Ve tam da bu yorgunluğun ortasında derin bir iç çekip sorarız: “Hayat neden bu kadar zor?”  

Peki gerçekten öyle mi?  

Elbette hayatın kendi içinde taşıdığı zorlukları yadsıyamayız. Hastalıklar var, kayıplar var, ayrılıklar ve geçim sıkıntıları var…

Özlemek var, beklemek var; hayatın bize sormadan öne sürdüğü ve cevabını aradığı ağır sınavlar var. Bunların hepsi yaşamın kaçınılmaz birer parçası.  

Fakat bir de bunlara ek olarak, kendi sırtımıza yüklediğimiz gizli ağırlıklar var.  

Henüz gerçekleşmemiş şeylerin kaygısıyla yaşamak gibi…

Olmamış bir günü kafamızda defalarca kurgulayıp, her senaryoda başka bir olasılıkla kendimizi yıpratıyoruz. Birinin öylesine söylediği tek bir cümleyi günlerce düşünüp büyütüyor; sosyal medyada başkalarının parlak hayatlarına bakarak kendi yaşamımızı eksik ve yetersiz hissediyoruz.  

“Keşkelerle geçmişe takılıp kalırken, “Ya şöyle olursalar ile geleceği sürekli tüketiyoruz. Bazen hayatın yükü zaten yeterince ağır değilmiş gibi, bir de başkalarının sorumluluklarını ve duygusal yüklerini sırtlanıyoruz.  

Herkesi memnun etmek için çabalıyor; herkes bizi sevsin, herkes hakkımızda iyi düşünsün, kimse kırılmasın istiyoruz. Ve günün sonunda, tükenmenin tam eşiğindeyken bile güçlü görünmek uğruna “İyiyim” demeye devam ediyoruz.  

Sonra bir gün aynaya baktığımızda; herkese yetişmiş ama kendini unutmuş, gözlerinin feri sönmüş, yorgun bir yüzle karşılaşıyoruz…  

Hayatı zorlaştıran şeylerin belki de en başında, her şeyi ve herkesi kontrol edebileceğimiz yanılgısı geliyor. Oysa ne kadar uğraşırsak uğraşalım; bazı insanlar hayatımızdan çıkacak, bazı kayıplar yaşanacak ve bazı hayaller hiçbir zaman gerçeğe dönüşmeyecek.  

Bunu kabul etmek vazgeçmek demek değildir.

Bazen yapabileceğimiz en bilgece şey, hayatla kavga etmeyi bırakıp akışa güvenmektir.  

Zira hayat, kontrol etmeye çalıştıkça avuçlarımızdan kayan bir kum tanesi gibidir; sıkıca tutmak yerine avucumuzu açtığımızda anlam kazanır.

Kendi iç huzurumuzu başkalarının onayına bağlamayı bıraktığımızda, sırtımızdaki hayali yüklerin hafiflediğini fark ederiz. Asıl özgürlük; değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabul edip, değiştirebileceğimiz tek şeye kendi bakış açımıza ve huzurumuza odaklandığımız an başlar.