ÇOR
“Doğum” dediğimiz şey mucizevi bir olay, öyle değil mi?
Bedeninde bir can büyüyor, dünyaya gelip bir ‘merhaba’ diyor ve günü gelip senden ayrılıyor. Sen, ona bir hayat verirken o da sana yeni bir ad veriyor: Anne!
Doğum, mucizevi; annelik, kutsal. Ama tabii ki her şey toz pembe değil. Bu mucizenin ve anneliğin getirdiği zorluklar da var.
Uykusuzluk, yorgunluk, tükenmişlik… Ve bütün bu acıların arasında nefessiz kalmışken bir cana nefes olmaya çalışırsın.
Zaten uykusuz olan gözlerin, kapı zilinin sesi ile şaşkına döner.
Bir tarafında kirli bebek bezleri, diğer tarafında bebek kıyafetleri; saçın başın dağınık, üstün başın kusmuk içinde.
Ama o kapıyı açarsın… Mecbursun, çünkü onlar misafir!
Tanıdığın tanımadığın onlarca kişi eve dolar birden. Sineğin kanadından rüzgar mı alır? diye korkup sakındığın çocuğun, şimdi elden ele dolaşıyor, şapur şupur öpülüyor. Arada bir sana dönüp sorular soruyorlar: “Sütün var mı?”, “Normal mi doğurdun, sezaryen mi?”, “Çocuk zayıf mı?”, “Aa sen de çok kilo almışsın.”
İçinden öfke dolu sözler geçirsen de söylenen her şeye “evet”, “haklısınız”, “tamam” demekle yetinirsin. Ama o tek kelimelik cevapların altında artık bir kadının enkazı vardır.
Bir de tutup çocuğunu tuzlamak mı dersin, ardından bal sürmeye kalkmak mı dersin… Neymiş, tuzlarsan kokmazmış; bal sürersen dili tatlı olurmuş… “Durun yapmayın” desen de “Ayy sen ne bilirsin, biz kaç tanesini bu şekilde büyüttük” diyerek o büyük argümanla kesiyorlar sesini. Bununla da kalmayıp gitmeden saçlarına al bir kurdele konduruveriyorlar, Al karısından koruyacakmış.
Peki kim bu Al karısı? Çocukluğumda da adını defalarca duymuştum.
Al karısı; lohusa kadınları hedef alan, yeni doğum yapmış annenin ciğerini söküp yiyen, bunları yapmadığı zamanlarda da ahırlardaki atların yelelerini ören uzun boylu, uzun parmaklı, kırmızı elbiseli, kızıl saçlı bir kadındır.
Bizleri hep mitolojideki Al karısıyla, başka coğrafyalarda Lilith ile, ormanda Azmıç ile korkuttunuz. Onlardan korumaya çalıştığınız güya saçımdaki alla.
Vallahi bana Al karısı diye biri gelmedi, ciğerim de yerinde. Ama misafir diye birileri geldi ve laflarıyla, tavırlarıyla, umursamaz davranışlarıyla kalbimi söktüler.
Şimdi size soruyorum: Sizce Al karısı dediğiniz kırmızı elbiseli kadın mı, yoksa kapımı çalan kalbimi kıran sizler mi?
Bana kalırsa asıl çor (kötü ruh); “Ağzımdan çıkan söz bir kalbi kırar mı?” diye düşünmeyen ruhtur.