KAHVECİ AŞK-I MASAL
O kahveciyi hatırlıyor musun neydi adı hafızamın derinlerinde kalan o ad kahvecide yaşanan o masal neydi hafızam söyle neydi dur bir dakika evet evet hatırladım adı Kahveci Aşkı Masal’dı ve orada yaşanan unutamadığım pembe tonlarındaki aşk
Birkaç satır uzunluğunda şarkı duyuyordum kafenin önünde çalan gitaristten
Neyleyim ben bunca şiiri o gözlerin görmeyecekse
Gel, ağlayalım, Tanrı bizi bir görmeyecekse
Kafamda raks ediyorlardı ama gerisini hatırlamıyorum pembe saçların arasında kaybolmuştum o kadın kimdi daha önce görmüş müydüm sanki yıllardır ona âşık gibiydim bir kedi vardı onunla oyun oynuyordu yüzünde zamansız bir karamsarlık gördüm ne kedi ne de sıcacık kahve gözlerini güldürmeye yetmiyordu
Sanırsam dostları ona Rümeysa diyordu
Yanına gitmeliydim önünde karaladığı kâğıda adımı yazmalıydım lakin cesaretim yoktu saçları neden bu kadar pembeydi kulaklıkta ne dinliyordu gözleri neden yaralıydı kafamın içinde binlerce soru vardı sorularla boğuşurken göz ve kaş arasında kayboldu kahvemi bıraktım onu bulmalıydım saçlarının göründüğü köşeden o yarı ıslak sokaklardan peşinden koştum kendimi kaybetmiştim adeta fırtınada savrulan bir gemi gibiydim
Lakin yüreğimin beni ona götürdüğünü hissediyordum onu bulmalıydım kafamda binlerce soru vardı onları sormalıydım kimsin sen neden bu denli yüreğime acı veriyorsun bu rüzgârlar neden saçını savurmuyor önümdeydi markete girdiğini gördüm markete girmeye çekindim dilimi parçalayarak cümleler kurmaya çalışıyordum sanki konuşmayı unutmuş şair gibiydim otobüse bineceği kesin gibiydi yurda gideceklerini duydum demek ki öğrenciydi ne okuyordu kaçıncı sınıftı o an bunların sırası gibi gelmiyordu
Sadece gözlerini görmek istiyordum oradaki tek durağa kadar koştum bu yolların hâli neydi böyle eskiden böyle değildi eskiden yol kenarlarında çiçekler açardı şimdi yollar kaldırımlar hendek doluydu sonradan öğrendim altyapı çalışmaları varmış eskiden bastığım Kırklareli’nin sokakları birer harabeye dönmüştü ter içindeydim durağa vardım saatlerce onu bekledim otobüsler insanlar gelip geçici o yolda saatlerce dolaşıp durdum onu aradım gözlerini pamuk şekeri saçlarını aradım yine kaybolmuştu kaç tur attım şehirde bilmiyorum ne gördüğümden emin olamıyordum yoksa yüreğim bana oyun mu oynuyordu yoksa aklımı mı kaçırıyordum o yoktu masal mıydı rüya mıydı bir kar tanesi gibi nasıl da aniden kaybolmuştu evime saatler sonra varabilmiştim hâlâ o masalda gibiydim uyuyamıyordum o geceyi sabah ettim sabah erkenden yine sokaklarda kendimi onu ararken buldum galiba delirmiştim paranoyalar görüyordum o yoktu olmayan denizde kulaç atıyordum delirdiğim kesindi yüreğim yalnızlıktan aklını kaçırmış olmalı olmayan aşklar görüyordu o yoktu bu kesindi yüreğimi artık dinlememeliydim
Lakin dur dur bir dakika o da ne işte o gözler yürürken havayı savuran saçlar sarhoş değilsem deli değilsem
Oradaydı geç kalmış bir masal gibi gidiyordu her adımımda kayboluyordu
Bunca şeye bakılınca onun yokluğu kesin değil miydi ama öyleyse karşımdaki sanki unutulmuş düşlerden fırlamış gibi duran bu yüz kim Allah’ım yalvarıyorum kurtar beni bu paranoyadan
Sana yalvarıyorum al bu yüreği benden