30 Ekim 2026

BİR GÜN

ile Meryem Topçu

Bugün sokakta bir kedi gördüm. Otobüs bekliyordum. Yanıma gelip bacaklarıma sürtündü. Aklıma sen geldin. Sen olsaydın kediyi kucağına alır, severdin. Bense seni izlerdim. Eğilip kediyi sevecektim ama otobüs gelmişti. Binip yerime geçtim. Birini gördüm. Sana çok benziyordu. Yemyeşil gözleri vardı. Yine de seninkiler kadar güzel değildi elbette. Durağımda indim. Çalıştığın yerin önünden geçerken seni gördüm. Durdum. Seni ancak uzaktan görebiliyordum. Nasıl bu kadar uzaklaşmıştık sahi? Yanında iş arkadaşların vardı. Birlikte fotoğraf çekiliyor, gülüşüyordunuz. Benim canım bu kadar yanarken sen nasıl eğlenebiliyordun? Beni fark etmedin. Fark etsen de bir şey değişmezdi belki. Yoluma devam ettim.

Eve geldiğimde kapının önünde ayakkabılarını göremedim. Aldırmamaya çalışarak içeri girdim ve kendime sütlü kahve yaptım. Birlikte içmeyi çok severdik. Sen her zaman sütü fazla koyardın. “Böyle olması gerek.” der, sonra gülüşürdük. Bu kez kahveyi yalnızca kendime yapmıştım. Koltuğa oturdum. Kahvemi bilgisayarın yanına bırakıp bilgisayarı açtım. Duvar kâğıdında hâlâ ikimizin fotoğrafı vardı. Fotoğrafın çekildiği gün geldi aklıma. Bir parka gitmiştik. Parkı rastgele seçtiğimizden adını hâlâ bilmiyorum. Bir nehir görmüştük. Köprüden geçerken birinden fotoğrafımızı çekmesini rica etmiştin. Poz vereceğimiz sırada belimden tutup beni kendine çekmiş, alnını alnıma yaslamıştın. O gün giydiğin kahverengi kazak hâlâ en sevdiğim kazağın. Fotoğrafa biraz daha baktım. Sonra duvar kâğıdını değiştirdim. Kahvenin kokusu seni hatırlatmaya yetmişti. Bilgisayardaki işlerimi hallederek kafamı dağıtmaya çalıştım. Ne zaman uyuyakaldığımı hatırlamıyorum. Ertesi sabah üşüyerek uyandım. Cam açık kalmış, üzerimdeki battaniye yere düşmüştü. İçeri dolan soğuk, yokluğunu hissettirmeye yetti. Battaniyeyi yerden alıp yeniden üzerime çektim. Bir süre daha koltukta uzandım. Gözlerimi kapattığımda sanki yanıma uzanmıştın. Kokun burnuma geldi. Belki de seni çok özlediğim için…

Sana uğramak istedim. Bugün okul yoktu zaten. Hazırlandım. En sevdiğin kazağımı, bordo renkli olanı giydim. Altıma siyah pantolonumu geçirip evden çıktım. Soğuk yüzüme çarptı. Kolumdaki saate baktım. Öğle vakti yaklaşıyordu. Sırtımda çantamla çalıştığın yere doğru yürümeye başladım. Beni görmek istemediğini biliyordum. Yine de dayanamıyordum işte. Özlemime ver bu hareketlerimi. Birlikte geçtiğimiz sokaklardan yürüdüm. Bir zamanlar elimden tutarak beni götürdüğün sokaklardan… İş yerinin kapısına geldiğimde duraksadım. İçeri girip girmemekte kararsızdım. Sonra seni gördüm. Beni fark etmiştin. Artık gidemezdim. İçeri girdim. Kahve kokusu ortama yayılmıştı. Birkaç müşteri vardı. Barista olarak yalnızca sen çalışıyordun. Kasaya yaklaştım. Yeşil gözlerinle bana baktın. Gözlerinde tek bir duygu kırıntısı bile yoktu. “Ne alırdınız?” diye sordun. Ne alacağımı adın gibi biliyordun. Yine de söylemek zorundaydım. “Iced latte.” Başını sallayıp kahvemi hazırlamaya gittin. Eşyalarımı bırakmak için en kuytu köşeyi seçtim. Vize sınavı yaklaşıyordu. Çalışmam gerekiyordu. Kitaplarımı çıkarırken beni izlediğini hissettim. Başımı kaldırıp bakmadım. Yanılıyor olabilirdim. Bir süre sonra kahvemin hazır olduğunu bildiren zil çaldı. Kasaya yürüdüm. Bu kez gözlerine bakmaya cesaret edemedim. Kahveyi uzatıp, “Afiyet olsun.” dedin. Karşılık verirken sesimin titremesinden korktum. Yalnızca başımı sallayıp teşekkür ettim. Masama döndüm. Bugün moleküler biyoloji çalışmalıydım. Kitabımı açıp bilgisayarımı çıkardım. Kendimi derse vermeye çalıştım. Telefonum çaldığında dikkatim dağıldı. Annemler arıyordu. Eve gidince geri dönerim, diye düşündüm. Gözüm saate kaydı. Dersin başına oturalı saatler olmuştu. Zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Akşam olmuştu. Eşyalarımı toparlayıp çıkmaya hazırlandım. Kapıya yakın masaların yanından geçerken seni gördüm. Yanında bir kız vardı. Kızıl saçları omuzlarını biraz geçiyordu. Elini saçlarında gezdiriyordun. Bir an duraksadım.

Beni fark ettin. Gözlerin mavi gözlerime değdi. Bir anlığına, belki de yalnızca bana öyle geldi, bakışların üzerimde kaldı. Sonra başını çevirdin.

Elin hâlâ onun saçlarındaydı. İşte o an anladım. Beni görmüştün. Kim olduğumu biliyordun. Yine de ona dönmüştün. Kapıya doğru yürüdüm. İçimde, belki beni görünce değişir diye sakladığım o küçücük umut da benimle birlikte dışarı çıktı. Bu kez arkamı dönmedim.