KİMSENİN KULLANMADIĞI KULLANMA KILAVUZU
Yeni alınan hemen her şeyin kutusundan küçük bir kitapçık çıkar. Telefonun, kahve makinesinin, televizyonun, saatin, hatta bir çocuk oyuncağının bile nasıl kullanılacağını anlatan birkaç sayfa vardır. Hangi düğmeye basılacağı, neyin prize takılacağı, hangi durumda cihazın kapatılması gerektiği tek tek yazılmıştır. En arka sayfalarda ise çoğu zaman kimsenin dönüp bakmadığı uyarılar bekler: Islak elle dokunmayınız. Düşürmeyiniz. Aşırı sıcak ortamda bırakmayınız.
İnsan kutuyu açar açmaz o küçük kitapçığı bir kenara bırakır. Nasıl çalıştığını zaten bildiğini düşünür; birkaç düğmeye basar, olmadığında bir başkasını dener. Sonunda cihaz çalışır ve kılavuz çekmeceye kaldırılır. Ta ki bir gün bir şey bozulana kadar.
Dünyaya gelirken kimsenin eline böyle bir kitapçık verilmez. Annenin kucağına bırakılan bebeğin bileğinde yalnızca adı vardır. Yanında, “Bu insan hassastır, yüksek sesle konuşmayınız” yazmaz. “Ona on yedi yaşındayken söylediğiniz bazı sözleri otuz yedi yaşında da hatırlayabilir” diye bir uyarı bulunmaz. Kimsenin alnında kullanım şartları yoktur.
Bu yüzden birbirimizi deneyerek öğreniriz. Bazen yanlış düğmeye basarız, bazen fazla yükleniriz. Kimi zaman da bir şeyin kırıldığını, ancak ses çıkarmayı bıraktığında fark ederiz.
Çocukken hayat daha anlaşılır görünür. Sabah kalkılır, okula gidilir, ödev yapılır; büyükler birçok sorunun cevabını biliyor gibidir. Bir çocuk, yetişkinlerin hayatı çözmüş insanlar olduğuna inanır. Sonra büyür ve bir gün, çocukken her şeyi bildiğini sandığı insanların da çoğu şeyi ilk kez yaşadığını fark eder.
Anne ilk kez annedir, baba ilk kez baba. İnsan ilk kez otuzuna gelir; ilk kez sevdiği birini kaybeder, ilk kez bir evden taşınır, ilk kez kendi çocuğunun ateşi yükseldiğinde ne yapacağını bilemez. İlk kez bir hastane koridorunda sabahı bekler, ilk kez hayatının yönünü değiştirecek bir kararın karşısında tek başına kalır. Bütün bunların yanında herhangi bir açıklama yoktur.
Oysa bir cihazın ekranında, “Bu durumda yeniden başlatınız” yazabilir. Yanlış bir ayar yaptıysanız fabrika ayarlarına dönersiniz; bir düğmeye on saniye basılı tutar ve baştan başlarsınız. İnsan için böyle seçenekler bulunmaz. Bazı sözler söylendiği yerde kalır, bazı kapılar kapandığında yeniden açılmaz, bazı kararların geri tuşu yoktur.
Buna rağmen hayat, insanın önüne sürekli yeni ekranlar çıkarır: Devam etmek istiyor musunuz? Evet. Hayır. Daha sonra hatırlat. İnsan çoğu zaman son seçeneğe sığınır. Araması gereken birini sonra arar, özür dilemeyi sonra düşünür, kendisi için yapmak istediği şeyleri daha sakin bir zamana bırakır. Bir yere gitmek ister, vakti olmaz; birine sarılmak ister, ortam uygun değildir; bir cümle kurmak ister, gururu araya girer.
Sonra günler geçer, aylar geçer. Bazı “daha sonra”lar sessizce “artık mümkün değil”e dönüşür. Ne bir uyarı sesi duyulur ne de ekranda kırmızı bir işaret belirir. İnsan yalnızca bir gün, eskiden yapabileceği bir şeyi artık yapamadığını fark eder.
Belki insanın asıl kullanma kılavuzu yaşadıkça yazılır. İlk sayfaları başkaları doldurur: “Çok çabuk kırılır.” “Sabahları konuşmayı sevmez.” “Üzüldüğünde içine kapanır.” “Sinirliyken yalnız kalmak ister.” Sonra insan kendi notlarını eklemeye başlar: Her sözü ciddiye alma. Herkesi kendin gibi sanma. Bazen gitmek gerekir. Bazen de kalmak.
Yaş ilerledikçe kitapçık kalınlaşır. Fakat tam bir şeyi öğrendiğinizi düşündüğünüz anda şartlar değişir. Yirmi yaşında işe yarayan bir yöntem kırk yaşında işe yaramaz; bir zamanlar sizi mutlu eden şey artık yetmez. Büyük mesele sandığınız bazı şeyler küçülür, vazgeçilmez sandığınız insanlar hayatınızdan çıkar. Hiç önemsemediğiniz kimi anlar ise yıllar sonra bütün ağırlığıyla geri döner.
Kullanma kılavuzları eşyanın nasıl korunacağını ayrıntılı biçimde anlatır: Sudan uzak tutunuz. Darbelerden koruyunuz. Belirtilen sınırların üzerinde çalıştırmayınız. İnsan için yazılsaydı, belki en uzun bölüm “Dikkat” başlığını taşırdı.
Dikkat: Her güçlü görünen insan güçlü değildir. Sessizlik her zaman huzur anlamına gelmez. “İyiyim” cevabı, bazen söylenenden daha fazlasını saklar. Bir insanı sürekli aynı yerinden kırarsanız, bir süre sonra ses çıkarmaması iyileştiği anlamına gelmez.
Ama insan ilişkilerinde garanti belgesi de yoktur. “İki yıl içinde oluşabilecek duygusal hasarlar ücretsiz onarılır” denmez. Birini kırdığınızda yetkili servise götüremez, bozulan parçayı yenisiyle değiştiremezsiniz. Bazı boşluklara başka biri de tam oturmaz.
Yine de insanlar birbirlerini tamir etmeye çalışır. Bir arkadaş gece yarısı telefonu açar. Bir anne, çocuğu o yemeği seviyor diye yıllardır aynı yemeği yapar. Bir baba söyleyemediği sevgisini arabanın deposunu doldurarak, bozuk musluğu tamir ederek gösterir. Bir insan sevdiğinin omzuna elini koyar ve hiçbir şey söylemez. Bazen bütün onarım, birinin hâlâ orada olmasından ibarettir.
Belki insana verilecek kılavuzun ilk cümlesi şu olurdu: Bu ürün zamanla değişir. Gerçekten de insan değişir; bazen kendi isteğiyle, bazen mecbur kaldığı için. Kaybettikleri değiştirir onu, kazandıkları değiştirir. Beklemek, gitmek, kalmak, sevmek, vazgeçmek, affetmek, unutamamak… Hepsi aynı kişinin içinde başka bir iz bırakır.
Bir gün aynaya bakar ve yıllardır birlikte yaşadığı yüzün içinde başka birini görür. Kutunun üzerindeki resimle içinden çıkan şey artık aynı değildir. Fakat belki mesele hiç aynı kalmak değildir. İnsanın en büyük yanılgılarından biri, kendisini tamamlanmış bir ürün sanmasıdır.
Oysa hayat boyunca güncelleniriz. Bazı özellikler eklenir, bazıları kullanımdan kalkar. Bazı yaralar kapanır, bazıları sistemin içinde sessizce çalışmayı sürdürür. Hiçbirimizin son sürümü yoktur.
Bir gün kullanma kılavuzlarımız gerçekten yazılabilseydi, kim bilir kaç sayfa olurdu? Belki yüzlerce, belki binlerce. Yine de çoğu insan onu okumazdı. Kutuyu açar, kitapçığı kenara bırakır ve bizi kendi bildiği gibi anlamaya çalışırdı. Biz de onları.
Yanlış anlardık, yanlış anlaşılırdık. Bazen kırardık, bazen kırılırdık. Sonra yıllar sonra bir çekmeceyi karıştırırken, çok önceden kaldırılmış o küçük kitapçık gibi kendimize rastlardık. İlk kez dikkatlice okur; nerede fazla zorladığımızı, hangi uyarıyı görmezden geldiğimizi, hangi kelimeyi zamanında söylemediğimizi anlamaya çalışırdık.
Ama hayatın kullanma kılavuzlarında en önemli bilgi yine eksik kalır: Bir insanı kaybetmeden önce ona nasıl davranılması gerektiği. Bunu kimse kutunun içine koymaz. İnsan çoğu zaman bunu öğrendiğinde, ihtiyaç duyduğu sayfanın çoktan kapanmış olduğunu görür.
Yine harika bir yazı. Keyifle okudum. Kaleminize ve yüreğinize sağlık! 👏
Değerli yorumunuz için teşekkür ederim 🤍