BAZEN BIRAKMAK, KENDİNE YENİDEN KAVUŞMAKTIR
Vazgeçmek…
Ne kadar kısa bir kelime…
Söylerken insanı yormayan, birkaç harften oluşan ama anlamını düşündüğümüzde içimizde
koskoca bir hikâye bırakan bir kelime.
Bazen insan, ömrünün sonuna kadar taşıyacağını sandığı bir şeyi bırakır geride. Bazen
bir hayali, bazen bir insanı, bazen de yıllardır tutunduğu eski hâlini…
Çünkü kimi zaman devam etmek, insanın kendisine yaptığı en büyük haksızlığa dönüşebilir.
İşte bu yüzden vazgeçmek hiçbir zaman kolay bir karar değildir.
Kimse durup dururken vazgeçmez çünkü.
Çok inanır, çok affeder, bir şeylerin düzeleceğine dair içinde küçücük de olsa bir
umut taşır. “Biraz daha sabret,” der kendine. Sonra bir gün, içine sessizce bir
şeylerin sığmadığını fark eder. Kimsenin görmediği bir yerde, görünmez bir
yorgunluk büyümeye başlar. İşte insanın bırakmaya yaklaştığı an, çoğu zaman tam
da o sessizlikte saklıdır.
Bir sabah uyanırsın; her şey aynı görünür ama sen aynı değilsindir. Aynı insanlarla
konuşursun, aynı sokaklardan geçersin, aynı şeyleri yaparsın fakat içinde bir
şey değişmiştir. Artık kavga etmek, kendini anlatmaya çalışmak, anlaşılmak için
çabalamak istemezsin. Yorulmuştur çabaların…
Belki hâlâ seviyorsundur ama artık o sevgi seni ayakta tutmaya yetmiyordur. Seni ayakta tutmak yerine, her geçen gün biraz daha kendinden uzaklaştırıyordur.
Ve tam da o sırada insan kendine şu soruyu sorar:
“Neden hâlâ bir şeyler düzelsin diye çabalıyorum? Neden hâlâ hak etmediğim bir yerde
duruyorum?”
Ben de bir zamanlar kendime bu soruyu sormuştum.
Hayatımda öyle bir dönem vardı ki, bir şeylerin düzelmesi için sürekli kendimden biraz
daha vermem gerektiğine inanıyordum. Her defasında “Biraz daha sabredeyim,”
diyordum. Belki yarın daha güzel olur, belki bir gün her şey olması gerektiği
gibi olur diye düşünüyordum.
Bazen akşamları herkes uyuduktan sonra sessizce oturup kendi kendime konuşuyordum.
Kimseye anlatamadığım şeyleri içimden geçiriyordum. “Ben neden bu kadar
yoruldum?” diye soruyordum kendime. Aslında cevabını biliyordum ama kabul etmek
istemiyordum.
Çünkü kabul edersem bırakmam gerekecekti.
Bir gün yine her zamanki gibi kendimi ikna etmeye çalışırken aynaya baktım. Yüzümde
yorgunluğu gördüm. Gözlerimin eskisi gibi gülmediğini fark ettim. O an içimden
çok basit bir cümle geçti:
“Ben böyle biri değildim.”
İşte o an anladım. Ben bir şeyi kaybetmekten korkarken, aslında kendimi kaybediyordum.
“Belki de bazı şeylerin bitmesi, verdiğim emekleri değersizleştirmiyor. Belki sadece artık kendime de bir şans vermem gerekiyor.”
Sonra bıraktım.
Kolay olmadı.
Hemen rahatlamadım. Hatta ilk zamanlar içimde büyük bir boşluk vardı. Alıştığım
şeyleri özledim. “Acaba doğru mu yaptım?” diye kendime defalarca sordum. Geri
dönmeyi düşündüğüm anlar bile oldu.
Ben aslında bıraktığım şeyin yokluğuna değil, kendimi yeniden bulmanın verdiği sessizliğe
alışıyordum.
Bir sabah uyandığımda içimde uzun zamandır hissetmediğim bir huzur vardı. Kimseye bir şey
kanıtlamak zorunda değildim. Kendimi açıklamak, olduğum kişiyi kabul ettirmek
ve sürekli “biraz daha dayanmalıyım” demek zorunda değildim.
Bazen insan bir şeyden vazgeçtiğinde hayatından bir parçayı eksiltmiyor.
Kendisine ayıracak yer açıyor.
Çünkü bazen insanın hayatındaki en güzel başlangıçlar, cesaret edip “artık yeter” dediği
yerde başlıyor.
Bize hep vazgeçmenin kötü bir şey olduğunu anlattılar. Bir şeyi sonuna kadar götürmenin, ne olursa olsun dayanmanın güçlü olmak anlamına geldiğini düşündük.
Bir şeyin sonuna kadar götürülememesi, ortaya konan emeği değersiz kılmaz. Aksine, bazen
bir noktada durabilmek, insanın kendisine gösterebileceği en büyük cesarettir.
Kimse bize şunu söylemedi:
“Her şeyi sürdüremezsin. Bazen bırakmak, savaşmaktan daha zordur.”
Vazgeçmek her zaman kaybetmek anlamına gelmez. Bazen bırakmak, tüm ihtimaller içerisinde kendini seçebilmektir. Bir insanın hayatından çıkmak, her zaman sevgisiz
kaldığın anlamına gelmez. Bir hayalin peşinden dönmek, başarısız olduğun
anlamına gelmez. Yıllarca emek verdiğin bir yoldan ayrılmak, bütün çabalarının
boşa gittiğini göstermez.
Bazen insanın hayatından çıkması gereken şey, aslında onun hayatını küçülten şeydir.
Bir insanın hayatından çıkmak ne zaman gereklidir, bunu herkes kendi hikâyesinde
bilir. Kimi zaman insan, kendisini eksilttiğini fark ettiği bir yerde daha
fazla kalmamalıdır. Çünkü insan kendini kaybettiği bir yerde, ne kadar uzun
süre kalırsa kalsın aslında orada yaşamıyordur; yalnızca dayanıyordur.
Bazen bir hayalden vazgeçmek başarısızlık değildir. O hayalin artık sana uymadığını fark
etmektir. Yıllardır peşinden koştuğun bir şeyin seni mutlu etmeyeceğini
anlamak, geriye dönmek değil; kendine başka bir yol açmaktır.
Belki de büyümek biraz da budur:
Her şeyi yanında taşımak yerine, artık sana ağır gelenleri geride bırakabilmek.
“Ben burada mutlu değilim.”
“Bu ilişki beni ben olmaktan çıkarıyor.”
“Bu hayalin peşinden giderken kendimi kaybediyorum.”
“Artık eskisi gibi hissetmiyorum.”
Bunları söyleyebilmek kolay değildir. Hele ki yıllarca emek verdiğin bir şey söz
konusuysa… İnsan, harcadığı zamanı düşünür. Verdiği emekleri hatırlar. “Bunca
şeyden sonra nasıl bırakırım?” diye sorar.
Ama belki de asıl soru şudur:
“Hayatım boyunca hep kendimden ödün verdim. Peki vermeye devam edecek miyim?’’
Hayır.
Vazgeçmek bazen bir son değil, insanın kendisine verdiği yeni bir sözdür.
“Artık kendimi ikinci plana atmayacağım.”
“Beni tüketen şeylerin içinde kaybolmayacağım.”
“Sevilmediğim yerde sevgimi kanıtlamaya çalışmayacağım.”
“Beni olduğum kişi olmaktan çıkaran hiçbir şeye tutunmayacağım.”
Belki de gerçek güç, her şeye rağmen devam etmekte değil; ne zaman duracağını bilmektir.
Sonra bir gün geriye dönüp baktığımızda fark ederiz:
Bazen vazgeçmek, kendine yeniden kavuşmaktır.