BİR BARDAK ÇAYIN BANA ÖĞRETTİĞİ SABIR
Her şeyi sabırla, yavaş yavaş yapan insanlara hayranım. Onlar benim için bu dünyanın bilgeleri. Neden diyecek olursanız: Yaşadığımız şu dönemde kim yavaş kalmaya cüret edebiliyor ki?
Bir düşünsenize: Herkes bir hızlı trenin içerisindeymiş gibi hareket ediyor. Durup düşünmeye bile vaktimiz yok. Hep geç kalınacak yerlerimiz ve cevaplanacak mesajlarımız var.
Hızlı olmamız, işleri bitirmemizi sağlamıyor, sadece bizleri strese sokuyor.
Ben bunu ilk çay demlerken fark ettim. Evet evet, yanlış duymadınız. Bir bardak çay demlerken. Sadece çay demlemek istemiştim ama aslında hayatı demledim usulca.
Demliği ocağa koydum, “hemen olsun” diye bekledim. Ama olmadı tabii ki. Çünkü vakti vardı, her şey gibi.
Bana yavaşlamayı öğretiyor gibiydi. O, ilk adımı atmıştı, şimdiyse; sıra bendeydi. Kaynamasını beklemeliydim ve kaynayınca da demlenmesini. Büyük bir titizlikle kaynamasını bekledim, sonra ise demlenmesini.
Çaydı bu, öyle aceleye gelmezdi. Demini alacak, sabredeceksin. Tüm görkemiyle çay, kendini demlenmeye bırakıyor ve ben hâlâ onu bekliyordum.
O gün demlediğim çaydan aldığım tadı daha önce hiçbir çaydan alamamıştım. Hani Mevlana der ya: “Her şey vaktini bekler; ne gül vaktinden önce açar, ne güneş vaktinden erken doğar.” Gerçekten de hiçbir şey vaktinden önce olgunlaşmazdı. Aceleyle demlediğim çay hep soğuk olurdu. Ta ki sabırla demlenmeyi öğrenene kadar.
Yavaşlayabilmek için büyük kararlar, inzivalar, tatiller gerekmiyor. Benim gibi çay demlerken de farkına varabilirsiniz. Benim cevabım bir bardak çay oldu.
Belki de hayat, gözümüzün önünden geçip gidenlerde değil; gerçekten fark edebildiğimiz, içinde kendimize rastladığımız o küçük anlarda saklı. Bazen durmak, aslında hayata biraz daha yakından bakabilmek demek… Çok güzel bir hatırlatma olmuş. Kaleminize sağlık. 🌿