SAKLANMIŞ DUYGUMUZ
Bizi minik bir korku bile sardığında, her şey ne kadar karmaşık ve endişe verici geliyor. Bir anda sersemliyor ve olduğumuz yerde kalakalıyoruz. Sonrasında, kendimizi büyük bir ataletin içinde buluyoruz ve bu sefer korkularımız daha da büyümüş oluyor. Depresif, mutsuz bir hayat…
Bu ataletin gitmesi için hırçın bir rüzgârın mı gelmesi gerekir, yoksa sihirli bir elin mi uzanması gerekir? Gerçekten bunlar mı gerekli? Hiç kendimize “Nasıl geldik bu hâle?” diye sorduk mu? Bu hâlin en evvelinde karmaşık, küçük korkularımız vardı; ne ara böyle devleştiler ve ne beslemişti onları?
İçimize doğru bir keşfe çıktık mı? Bizi tedirgin eden bu duygulara hiç sarıldık mı? Biz onlara “korku” adını vermemiş miydik? Tanışmalıyız onlarla: onlar kendilerini bize, biz kendimizi onlara tanıtmalıyız. Anlamalıyız birbirimizi ve sınırlarımızı. Korku denilen o duyguya uzaydan gelmiş gibi davranmamalıyız. Onları da göz ardı etmeyip sevinç, üzüntü ve öfke gibi diğer duygularımızla birlikte kabul etmeliyiz. O zaman dost olduğumuz korkularımız, azmimizin kaynağı olur ve gelecekteki zaferlerimize ışık tutarlar.
Kalemine sağlık 👏🏻