İYİLİĞİN SINIRI
Her şeye iyi tarafından bakmaya çalışırken boynu tutulanlar vardır.
Kırılsalar bile “vardır bir hayır” diyerek susan, yorulsalar bile “geçer” diyerek kendilerini teselli etmeyi bilenler. İçlerinde fırtınalar koparken dışarıya sakin görünmeye çalışan, kimse üzülmesin diye kendi kırgınlığını erteleyen insanlar vardır. Onlar çoğu zaman güçlü oldukları için değil, başka seçenekleri olmadığını düşündükleri için dayanırlar. Ancak bazı durumlarda olaylara iyi tarafından bakmak yerine, olanı olduğu gibi görmek gerekir. Her gülümsemenin ardında mutluluk, her sessizliğin ardında sabır yoktur. Bazı insanlar güçlü görünmeye çalışmaktan, bazıları ise herkesi anlamaya çabalamaktan yorulur. Herkesin derdini dinleyen, herkese yol gösteren, herkesi affetmeye çalışan kişi de zaman zaman anlaşılmak, dinlenmek ve affedilmek ister. Fakat çoğu zaman onun yorgunluğu, çevresindekiler tarafından fark edilmez. Çünkü alışılmıştır, onun toparlayıcı olmasına, sakin kalmasına, her şeyin içinden bir anlam çıkarmasına.Oysa her acının hemen bir anlamı olmak zorunda değildir. Her kaybı bir ders, her hayal kırıklığını bir fırsat, her vedayı yeni bir başlangıç olarak açıklamak zorunda değiliz. Bazı şeyler yalnızca canımızı yakar, Bazı insanlar bizi gerçekten üzer. Bazı yollar, ne kadar emek verirsek verelim, bizi gitmek istediğimiz yere çıkarmaz.Hayatın her yükünü güzel bir cümleyle hafifletmek zorunda değiliz. Bazen “Bu bana iyi gelmedi” demek de sağlıklıdır. Bazen “Bunu hak etmedim” diyebilmek, kendimize duyduğumuz saygının bir göstergesidir. Bazen gitmek, bazen susmak, bazen de yalnızca kendini seçmek. Bunların hiçbiri bencillik değildir. İnsan, kendini korumayı öğrendiğinde başkalarını sevmeyi bırakmış olmaz; yalnızca sevgisinin içinde kendisine de bir yer açar. Her şeyi anlayışla karşılamak, her davranışı kabul etmek anlamına gelmez. Affetmek, yeniden aynı kapıyı açmayı gerektirmez. İyi niyetli olmak, sınırlarının çiğnenmesine izin vermek değildir. Bazen en doğru cevap, uzun açıklamalar yapmak değil, sessizce geri çekilmektir. Çünkü bazı insanlara kendimizi anlatmak değil, kendimizden uzak tutmak gerekir. Kendimizi sürekli iyi hissetmeye zorlamak da başka bir yorgunluk yaratır. Üzgünsek üzgün, kızgınsak kızgın, kırgınsak kırgın olabiliriz. Duygularımızı hemen düzeltmek, onları yok saymak anlamına gelebilir. Oysa insan bazen yalnızca hissettiği şeyi kabul ederek iyileşmeye başlar. “Şu an iyi değilim” diyebilmek, yeniden iyi olmanın ilk adımıdır. Çünkü insan, her şeye iyi tarafından bakmaya çalışırken kendini ihmal etmemelidir. Kendi acısını küçümseyen, kendi sınırlarını sürekli erteleyen, başkalarının huzuru için kendi içindeki sessizliği büyüten biri, bir gün aynaya baktığında kendinden uzaklaştığını fark edebilir. İyi tarafı görmek güzeldir; ama gerçeği görmenin pahasına değil.
Umut etmek değerlidir; fakat umudu, yaşananları inkâr etmek için kullanmamak gerekir. Bazen hayatın iyi tarafı, her şeyin yolunda olduğunu söylemekte değil, yolunda gitmeyen şeyleri dürüstçe kabul edip kendimiz için yeni bir yol seçmektedir.
Ve bazen en büyük iyilik, herkesi memnun etmeye çalışmayı bırakıp kendi boynumuzu, kendi kalbimizi, kendi hayatımızı biraz olsun dinlendirmektir.