PENCERE
Pencere… Nedir tam olarak? Sadece binalarda gördüğümüz bir cam mı? Ya da bakış açısı olabilir mi? Bence binalarda gördüğümüz cam değil. Herkesin bir penceresi var. Peki manzarayı herkes aynı mı görüyor? Sanmıyorum. Çünkü bir olaya çoğunluk da azınlık da farklı bakabiliyor. Sizce de öyle değil mi?
Günümüzde olanları düşünelim. Biri çıkıp bir kadına zarar veriyor. Azınlıkta da olsa bazı kızlar o adama destek çıkıyor. Sorsan, “Tipi iyi.” diyorlar. Ne tuhaf bir pencereleri var! Oysa kadın kadının yurdu değil miydi? Kurt olarak mı değişti o söz? Anlayamadım gitti.
Penceremden gördüklerim bunlarla sınırlı değil. Biraz daha uzağa bakıyorum; bu kez çocukların penceresi çıkıyor karşıma. Çocukların katledildiğini görüyorum. Hem de ikinci evim denilen yerlerde. Ne oldu, ikinci ev fazla mı geldi? O yüzden mi başımıza yıkıyorsunuz!
Her çocuğun kendi penceresi yok muydu? Ne oldu da pencerelerden artık çocukların, kadınların, hayvanların katliamları izlenir oldu? Çocukların pencerelerinde yemyeşil çimenler, parklar, uçan arabalar, belki de parkta oynayan su şişeleri olması gerekmez miydi? Bir çocuğun dünyası aydınlık, canlı, renkli olmalıydı. Çocukların penceresine dokunmamalıydılar. Renkleri kalmadı.
Belki de bütün mesele burada başlıyor: Pencereler kirlendikçe çocukların kendilerine ait dünyaları da siliniyor. Hayallerin yerini gerçekler, oyuncakların yerini kesici aletler aldı. Biri şu pencereleri temizlesin!
Ama nasıl? Vicdanı kirleten şeyleri temizlemek de bir bedel gerektiriyor sanki. “Para pul, ne isterseniz veririm.” diyeceğim de benim de param yok ki. Daha çocuklarıma kahvaltılık alacak parayı bulamıyorum. Çalsam çocuklarım bensiz kalacak. Ceza yerim sonuçta. Peki, destek nerede? İnsanların birbirine uzattığı ellerin arasına kim duvar koydu? Bulun, o kişi kimse!
Madem bu kadar çok duvar var, bir de adaletin penceresinden bakayım. Belki orada bir kapı bulurum. İnsan ve hayvan katletmenin cezası neydi? Yapılanların karşılığı gerçekten üç öğün yemek, bir de konforlu bir yatak mı? Cezaların da penceresi değişmiş olmalı. Aynı suça farklı pencerelerden bakılınca, suçun rengi de değişiyor. Adaletin penceresini de sevmedim!
Belki bazı pencereler kirlenmemiştir. Belki bazıları pencerelerine perde takmıştır. Biri onları bulsun! “Güneş girmeyen eve doktor girer.” derler ya, biz onu “Perdesi açılmayan eve vicdan girmez.” olarak değiştirebilir miyiz?
Ama perdeleri açmak da yetmez; pencerelerin temizlenmeye, hatta onarılmaya ihtiyacı var. Biraz vicdanla, biraz sözle, biraz da uzatılan bir elle karışım hazırlayalım. Güçlü bir bakım malzemesi olur.
Karışım hazırsa, hep beraber onarabilir miyiz?