28 Ağustos 2026

GEÇ KALMIŞLIK

ile Meryem Topçu

Bembeyaz kar taneleri yere düşüyordu. Sokakta insanlar koşuşturuyor, evlerine yetişmeye çalışıyordu. Yollar kaygan, arabalar yavaştı. Trafik bu akşam azdı. Siyah kaban giymiş, gri kasketli bir adam karla kaplı banka oturdu. Bankın tam önünde mermer görünümlü klasik bir havuz vardı. Havuzun tabanında mavi cam, su gibi duruyordu. Üzeri karla kaplandığı için pek ayırt edilmiyordu. Üç katlı dairesel beton olan bu çeşmeden kış sebebiyle su akmıyordu. Adamın gözleri ise bu süs havuzuna dalmıştı. Banktan aşağıya doğru hafif kaydı. Biraz gevşek ve rahat oturmak istiyordu anlaşılan. Elleri kabanının cebindeydi. Ağzında sigara vardı. Henüz yakmamıştı ve düşünceliydi. Elini kabanının cebinden çıkardı. Sigarasını ağzından aldı. İçini çekti. Koyu kahverengi gözleri bu sefer süs havuzunun çevresinden geçen insanlara kaydı. Herkesin yetişmesi gereken bir yer var diye düşündü. Biraz sonra sağ tarafına kırmızı kabanlı, beyaz elbiseli bir kadın oturdu. Kadının kahve saçları bukle bukleydi. Adam onun yanına oturduğunu hissetti. “Saçların bu karda yine bozulmamış.” dedi. Kadın kıkırdadı. “Daha bakmadın bile.” dedi. Adam elindeki sigarayı ağzına geri yerleştirdi. Kabanının cebinden çakmağı çıkardı. Sigarayı yakmadan önce kafasını kadına doğru çevirdi. “Her zaman buradayız.” Gülümsedi. “ Ve senin saçların hiç bozulmadı.” Yüzündeki tebessüm söndü. Kafasını ön tarafa çevirdi, bir eliyle sigarayı korudu, diğer eliyle çakmağı çaktı. Sigaranın ilk dumanı adamın boğazından aşağı geçti. Boğazında hafif yanık hissetti. Öksürdü. Sigarayı parmaklarının arasına aldı. “Bunu nasıl severek içtin?”. Sigaradan bir duman daha aldı. Bu sefer boğazından daha rahat geçti. Kadından ses çıkmadı. “Yine gittin di mi?” dedi adam. “Her zamanki gibi.” Hüzünle gülümsedi. Adamın ağzından sigarayı biri aldı. Adam kafasını kaldırdı. Sağ tarafına baktı. Kadını gördü. Ağzında sigarayla. İkisi de ses çıkarmadı. Bu sefer kadın bir duman çekti. Üfledi. “Evlenme teklifini kabul ediyorum.” dedi. Adam gülümsedi. Bir aydır bu sözleri bekliyordu. “Kalk gidiyoruz o zaman.” dedi. İçi titriyor ama sakin kalmaya çalışıyordu. Adam ayağı kalktı. Kadın oturduğu yerden sigarayı söndürdü. Bankın yanındaki çöpe attı. Ayağa kalktı. Adam bir adım atmıştı ki kadın “Bekle.” dedi. Beyaz kol çantasını karıştırdı. İçinden bir dosya çıkardı. “Teklifi kabul edersen…” Gülümsedi ve dosyayı adama uzattı. “Evrakları da getir demiştin.” dedi. Adam tebessüm etti. “Seni seviyorum.” Sadece iki kelime kurdu. Ama kadının kalbinin hızlı atması için yeterliydi. Adam dosyayı aldı. Kadın utanıp başını eğdi. Yol boyu ikisi de sessizdi. Adam hep bir adım önde yürüyordu. Yanlarından insanlar geçiyor, bazıları onlara selam veriyordu. Parktan çıkıp ana caddeye geldiler. Burası az önceki yere göre daha işlekti. Arabalar biraz daha hızlı, ışıklar daha fazlaydı. Aydınlık dükkanların önlerinden geçtiler. İkisi de heyecanlıydı ama belli etmiyorlardı. Caddenin sonunda durdular. Karşılarındaki nikah salonuna, sonra da birbirlerine bakıp gülümsediler. İkisi de yaya yoluna doğru ilerlediler. Heyecanları giderek artıyordu. Yaya yolundan geçerken, beyaz bir ışık gördüler. Adam refleksle kadını arkasına aldı. Araba ikisine de hızla çarptı. Birkaç saniye sonra kalabalık ikisinin etrafında toplandı. “Ambulansı arayın!” “Aradık geliyorlar.” “Ah, daha çok gençler.” “Çarpan araba kaçtı.” gibi sesler yükseliyordu. Kadınsa bunların hiçbirini duymuyor, yanında yatan adama bakıyordu. Adam gülümsedi. Kadın “Bende.” dedi. Adam anlamıştı. İkisinin de gözleri kapanırken mavi sirenler, sokağın ışıklarına karıştı. Siren sesi kalabalığı susturdu. İkisi de ambulansı alındı. Kalabalık ambulansın arkasından yine bir şeyler geveledi. İki insan hayattan koparıldı. Üzerlerine toprak atılırken insanlar yine konuştu. “Anneleri yok mu bunların?” “Bildiğim kadarıyla ikisi de yetimhanede tanışmışlar.” “Ay yazık, daha çok küçükler.” bu sefer kalabalığı susturan hocanın duası oldu. Dualar okundu, insanlar dağıldı. Geriye rüzgarın uğultusu, karın toprağı beyaza boyaması kaldı.