VUSLATA DOĞRU
Bembeyaz bir şafak açılır gözlerinde, henüz adlandırılmamış sulara benzer;
Örtüsüz bir kıyı gibi durur yüzün,
Rüzgâr nereden eserse oradan konuşur tenin.
Hiç saklanmamış bir durulukla akar sesin,
Yalınayak basarsın taşların kalbine, incitmeden, eksiltmeden.
Avuçlarında kırık fincanların dilsiz tortusu değil,
Dalgaların kıyıya bıraktığı sedefli fallar okunur.
Gelecek, kapalı kapıların ardında bir sır değil senin için;
Bir martının kanat ucunda titreyen sezgidir,
Gözbebeklerinde aniden kabaran o engin, masmavi his.
Gülüşün, fırtınanın ortasında bile kendini gizlemeyen bir fener,
Ne bir gölgeye sığınır ne de kilitli bir koya.
Açık ufukların çağırdığı o serin rüzgâr gibi,
İçinin tüm denizlerini bir kerede serersin kumlara;
Derinliği ürkütmeyen, yalnızca arındıran bir açıklıkla.
Sen aktıkça kıyılarına,
Zaman kendi kabuğunu soyar usulca.
Her bakışın, suya fısıldanmış en hesapsız niyet,
Her adımın, dalgaların göğsünde mühürlenen bir hakikat olur.