GÜNLERDEN BİR GÜN
Ve neden sonra, kaçıncı kez yaptığını bilmediği şekilde başını çevirdi kahve tonlarındaki tabloya; gece, daha ıssız, daha koyu kahve şimdi. Görünürde daha farklıydı tablo. Gelmeyen uykuyu getirmeye yetmiyordu bu aynı meşguliyet. Döküldü içi birden: “Uyumasam da olur. Uyumak gelir ne de olsa birazdan. Ne yapacaktım yarın? Evet! Uyanıp yeni çıkan programı izleyecektim. Biraz yemek yer, belki bir çay içer, perdeleri çekerim ardına kadar. Sonra otururum koltuğuma ve belki bir şeyler tüketirim yine. Uykunun sevdiği saatler bunlar, kucaklarım onu. Beni uyandıran da programın yeni bölümü olur nasılsa. Bir de şu kapımı komşular çalmasa, çocuklar gürültü ile inletmese ortalığı, pek makbule geçecek günüm. Bizimkiler de ziyaret etmeyi unuttu herhalde, mahzuru yok. Akşam yemeğinde kalmıştım, evet. Şu tabloda gözümde bayağılaştı sanki. Hurdacı Rüstem alır mı bu mereti? Kalması da sorun yaratmaz, uykumun biricik tesellisi bu tablo ne de olsa. Yemekten sonra da uyku boyasın gözlerimi, daha ne isteyeyim? Rahat var mı Asaf Bey’e? Yine çalar kapıcı Osman kapıyı hiddetle. Anlattıkları zerre ilgilendirmez de keyfini. Görevini layıkıyla yerine getirecek illaki. Sonra otururum kanepenin baş ucuna, kumanda yarım yamalak elimde, tek tek gezerim. Telefonlarım da susmak bilmez zaten. Emekli olan arkadaşlarım muhakkak hatır sorar, ararlar. Her birini cevaplamıyorum artık. Aynı sorular, sualler, ilgimi çekmiyor. Ararlarsa kapatacağım. Ne de olsa sonra konuşulur, telafisi olur bir şekilde. Birbirimizi gördüğümüz de yok hiç. Şu uğursuz kedi yine mutfağı birbirine katmıştır. Bir gün diyorum, düzenle tanıştıracağım yaşadığım bu evi. Ben bile şaşacağım kendime. Aceleye lüzum yok ama kediyi çıkarmak şart olur. Şu kara kedi yine mutfakta tabak çanak bırakmazsa bu sefer üşenmeyecek düşeceğim peşine. Geçenlerde -günü hatırlayamadım şimdi- tüm mutfak birbirine karışmış, yiyecekler yağmalanmıştı. Bir dahaki sefere o haylaz kediyi göreyim, göstereceğim gününü. Acele etmek afaki nasılsa, bir gün bakarım çaresine. Nasıl da unuttum! Sözde faturalar ödenmeyi bekliyor. Kapıcı Osman bir çırpıda hallediversin onu da. Bu yaştan sonra kanepeme gidecek gücü zor buluyorum kendimde. Akşam çayını tutkuyla yudumlarım. Kitaplık yüzüme bakar tüm günlerde olduğu gibi. Zihnim çorba, kitaplar yüz bin gibi daraltıyor nefesimi sanki. Elim uzanıp da tutamıyor artık hiç birini. Gerek yok. Televizyon ekranını okuyorum, izliyorum, dalıyorum, gözlerim kapanıyor, parlayan ışığı gözlerimi kamaştırıyor, sersemleşmiş gözlerimi dinlendiriyorum koridora bakarak…”
Rengi yavaşça belirginleşen tabloya dikili iki göz, bilinçsizce kapandı.