VEFA SOKAĞI’NIN YABANCILARI
Karşıma geçip insanlığı anlattılar; nasıl iyi bir insan olunur, vefa nedir, nasıl yaşanır, nereye gidilir, nerede ne yapılır..? Ben bunları öğrendim de siz hiç bilmediğiniz bir şeyi bana nasıl anlattınız? Mesela vefa sizin için neydi ve ben sizden ne öğrendim?
Vefa; minnetti, hayranlıktı, belki yapılan iyiliği unutamamak, senede bir de olsa bir selam yollamaktı. Ama ben Vefa Sokağı’nda sizi göremedim. Ya siz yanlış yerdeydiniz ya da ben…
İnsanlık fıtrattandır; Allah bizi insan olarak yarattı ve “ademoğlu” dedi. Ademoğlu nasıl olunur, adam nasıl olunur ben öğrendim. Nasıl mı? Vicdan ile, vefa ile, merhametle, minnetle, iyi niyetle… Daha birçok temel taşı var, saymakla bitmez. Ama siz o temel taşların üzerinde de yoktunuz, yine bir terslik var sanırım.
“Senden şunu umardım.” dediniz. “Şurada arkamda olmanı isterdim.” dediniz. Her yere koştum; bir kendime yetişemedim, yine de vefasız bellediniz. Dönüp baktığım hiçbir yerde ne sesiniz vardı ne de iziniz. Beklenti içine girmek size hak da kırılmak bana çok muydu? Düştüğünüz zaman tutup kaldırmamı beklediniz, oysa beni düşüren zaten sizdiniz!
Hesap sordunuz; haddim mi değil mi demeden, dönüp kendinize bakmadan. “Ben kimim, ben yaptım mı ki beklentiye girdim?” demeden. Yine de her şeyi sineye çekip çıktım karşınıza. Kiminizin elini öptüm, kiminizin gözlerini. Çünkü büyüğe saygı, küçüğe sevgiydi ademoğluna yakışan… Ama ne fayda! Yine siz haklı oldunuz, haksızlıktan doğurdunuz haklılığınızı.
Sizce herkes birbirine karşı böyle midir, yoksa hayatın bana hazırladığı bir sınav mıdır bu? Herkes vefa bekliyor fakat gösteren yok, herkes saygı bekliyor ama saygıyı gören de yok!
Sizinle karşılaşmaya başladığımdan beri sanırım ben de bildiklerimi unuttum. Korkuyorum artık! Kendimden ve size benzemekten! Mesela eksiklerime kılıf bulmaya başladım. “Neden aramadın?” dediklerinde “Çok işim vardı, yoğundum.” diyorum artık. Sevmediğim birinin yüzüne gülebiliyor, aynı sofraya oturabiliyorum. “Bak, senin eksiğin şu!” diyip kendi kusurumu örtebiliyorum.
Bunlar hep sizin mirasınız.
Kendimden korkuyorum artık çünkü içimde büyüyen o “kin” i görüyorum. Olana, olamayana duyulan kini…
Ama elbet bir gün pişmanlık sokağında, affı beş geçe tekrar karşılaşacağız sizinle. Geçmişin izleri sıkarken ruhunuzu, geleceğin hiçliği kesecek nefesinizi. Ve tam o an, bendeki o en ağır mirasınızla yüzleşeceksiniz: İçimdeki kini doğuran o kirli mirasınızla.
Sonunda bu dünya, bana arkamı dönüp gitmeyi de öğretti.
İnsanın evrimi bu sanırım, adam olmak için çıktığı yolda yok oluveriyor. Bazen nefrete yeniliyor, bazen sevgiye. Doğrudan bizi çekip alan ak veya kara işte. Ama her ne olursa olsun biz haklı çıkmayı başardık kendimizce.
Kızdığımız insanlara benzedik zamanla, yanlış yoldasın dediklerimizle yoldaş olduk. Aynı yolda olduğumuz halde benim yolum doğru seninki eğri demeyi başardık, eğri yolun doğru yolcuları olduk.
Yaptığımız kötülükleri “benim kalbim temiz” diyerek akladık. Oysa Allah (c.c.) Necm Suresi 32. Ayette diyor ki; “Kendinizi temize çıkarıp durmayın, kimin kötülükten sakındığını en iyi O bilir.”
Keşke bana kendi bildiklerinizi değil de Allah’ın bildirdiklerini öğretmek için çabalasaydınız ya da keşke ben size bilenip durmak yerine şimdiye kadar tevekkül edip “Allah’ım benim gücüm yetmiyor. Yardım et!” diyebilseydim.
Oysa ben karakter, insanlık, vefa, yokluk, çokluk diye diye yedim ömrümü. Laf anlamayana anlatmaya çabaladım, duymayana duyurmaya…
Şimdi ise Kamer Suresi 10. Ayet ile atıyor yüreğim “Rabbim şüphesiz ben yenik düştüm, bana yardım et!”
Her konuda yenik düştüm; nefsime yenildim, kinime yenildim, insanların bencilliğine, ben bu dünyaya yenildim. Adam olmak ve vefa diye çıktığım bu yolda ben nefret ettiklerime yenildim!