OTOBÜS KOKUSU HERKESE SİNER
Bir bebeğin ağlama sesi, yaşlı bir çiftin sohbeti, telefon ekranında kaybolan gençler, kendini uykuya teslim edenler, elinden geldiğince iyi servis yapmaya çalışan muavin, yolcuları en iyi şekilde gidecekleri yere bırakmak için direksiyon sallayan şoför ve radyoda onlara eşlik eden Müslüm Baba…
Gürültünün dozu yolun virajlarında değişir. Bir bebek ağlar, bütün otobüs ona döner. Bir şarkı girer, herkes kendi koltuğuna geri çekilir. Yaşlı çiftin “Torunlar nasıl?” fısıltısı, gençlerin kulaklığından sızan basla çarpışır.
Tüm bunlar otobüs yolculuğunun vazgeçilmezleri. Her yolculukta bu saydıklarımı görebilirsiniz. Müzik değişebilir. Müslüm Baba olmaz, İbrahim Tatlıses olur ama illa bir arabesk müzik çalar; bebek sesi ve fısıltılar ona eşlik eder. Bazen rahatsız oluruz bu ses karmaşasından, bazen duymayız. Farklı bir hayal dünyasındayızdır.
Aniden yanımıza gelen muavin bizi gerçek dünyaya geri ışınlar. “Bir şey içer misiniz?” diye sorar. “Siz bir şey istemiyorum, teşekkürler” dedikçe o üsteler. Bütün ikramları sıralar ve almanız için gözünüzün içine bakar. Bir yerde pes edip alırsınız, o an ondan mutlusu yoktur.
Tıpkı misafirliğe gittiğinizde ev sahibinin getirdiği ikramları zorla size yedirmesi gibi. Yemeyi ve yedirmeyi çok seviyoruz. Bu da kendini gösteriyor. İyi niyetle yapılan ama bazen karşı tarafı zorlayan güzel davranışlar aslında.
Şoför de dikiz aynasından gülümser. Dışarıda tarlalar geçer, içeride herkes kendi filmini izler. Otobüsün kokusu herkese siner. Ve ardından karanlık çöker, ışıklar kapanır, sessizlik hâkim olur. Ta ki bir sarsıntıyla irkilene kadar. Durağa gelmişizdir. Herkes çantasını toplar, Müslüm yarım kalır.