18 Ağustos 2026

GEÇMİŞE DOKUNMAK

ile Şevval Yörük

Sanırım çoğumuzun ilk anı kutusu özenle seçilmiş süslü bir sandık değil;evde boş kalan sıradan bir ayakkabı kutusuydu. Bir gün onu çöpe atmak yerine kapağını kapatıp içine birkaç küçük eşya bıraktık. O an fark etmedik belki ama bir kutudan fazlasını hazırlıyorduk; zamanın elimizden kayıp gitmesine karşı küçük bir engel…

Ben de yıllar önce tam bunu yaptım. Başta niyetim çok basitti. Günün birinde kutuyu açıp içinden çıkanlara bakıp gülümseyecek, güzel günleri yeniden hatırlayacaktım. Öyle de oldu… Ama yalnızca bir süreliğine.

Bir bilet, eski bir takı kutusu, solmuş bir fotoğraf, arkadaşlık bilekliği ya da çocukça saklanmış anlamsız bir kâğıt parçası… Her biri bana ait bir zamanın sessiz tanıklarıydı. Onlara dokundukça önce mutlu oldum. Sonra o günleri özledim. Bir süre sonra ise anladım ki insan bazen bir mekânı değil, artık geri gelmeyecek bir zamanı özlüyor.

Garip olan şu ki, kutunun içindekiler hiç değişmedi. Değişen bendim.

Eskiden kahkahaları hatırlatan bir eşya, yıllar sonra ince bir sızı bırakabiliyor. Bir zamanlar “iyi ki” dediğiniz anılar, hayatın sonraki sayfalarında farklı anlamlar kazanabiliyor. Demek ki anılar eskimiyor; onlara bakan göz değişiyor.

Hayatıma birçok insan girdi, birçoğu da çıktı. Geriye dönüp baktığımda hepsini aynı netlikte hatırlamıyorum. Fakat o insanlardan kalan küçücük bir iz, yıllar sonra bile bir duyguyu olduğu gibi geri getirebiliyor. Belki de bu yüzden anı kutuları, yaşadığımız olaylardan çok hissettiklerimizi saklıyor.

Kutuyu her açışımda sadece geçmişi hatırlamıyor aynı zamanda bugünkü kendimi de görüyorum. Unuttuğum hayallerim, vazgeçtiğim alışkanlıklarım, büyürken geride bıraktığım yanlarımı yeniden fark ediyorum. O küçük eşyalar bana kim olduğumu anlatmıyor belki ama nerelerden geçerek bugüne geldiğimi sessizce hatırlatıyor.

Anladım ki anılar bizi geçmişe hapsetmiyor. Onlar, yürüdüğümüz yolu unutmamamız için bırakılmış küçük işaretler. Sürekli dönüp aynı yerde yaşamak için değil; nereden geldiğimizi bilerek yolumuza devam edebilmek için varlar.

Şimdi kutuya yeni şeyler eklemeye devam ediyorum. Bazen kısa bir not, bazen bir akvaryum bileti, bazen de sıradan görünen küçük bir eşya… Çünkü bugün sıradan gelen bir günün, yıllar sonra en çok özlenen gün olabileceğini artık biliyorum.

İşte hayat da böyle bir anı kutusu. Her gün içine yeni bir parça bırakıyoruz. Bazıları yüzümüzde gülümseme oluşturuyor, bazıları içimizi burkuyor. Ama hepsi bizi biraz daha biz yapıyor.

Bu yüzden artık kutuyu açarken yalnızca geçmişe bakmıyorum. Kapağını kapattıktan sonra yaşayacağım yeni anıları da düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki bugün yaşadığım bu an bile, bir gün o kutunun içinde bana göz kırpacak. Ve belki yıllar sonra yine aynı heyecanla kapağını araladığımda, geçmişe takılıp kalmadan, bana eşlik eden bütün anılara sadece teşekkür edebileceğim.

Belki de bu kutuların en büyük amacı geçmişi saklamak değil;zaman geçse de hissettiğimiz duyguları unutmamaktır…