5 Ağustos 2026

VİCDAN AZABI

ile elf_cepel

Yol kenarındaki tabelalarda zıplayan o zarif hayvan silueti benim artık korkulu rüyam…

Her şey çocuklarımla beraber denize girmek için seçtiğim sahil yolunda oldu. Geyik mi, ceylan mı, karaca mı tam olarak bilemediğim o narin yaratılışlı hayvanla ilk karşılaşmamdı. Yol kenarından fırlayıp, tabelalarda çizilen o meşhur atlama hareketiyle tekerimin altına girmesi aynı saniyede oldu. Olay kadar çabuk olup bitti ki idrak etmekte dahi zorlandım. Yolda hız yapmadığım halde bana duracak mesafe bırakmamıştı. Ben ise yaşadığım şokla arabayı sürmeye devam ettim…

Daha önce böyle bir şey ne duymuş ne görmüştüm. Bilmediğim yol değildi. Yıllarca yaşadığım bu şehrin sahillerine çok sık gelirdik. Uzun süredir farklı illerde yaşamama rağmen buraların hatırası bende başkadır. İkinci memleketim diyebilirim. On dokuz yaşından, otuz yaşıma kadar ekmeğini yedim suyunu içtim. Çocuklarım burada doğdular. Bu şehri çok severim ve uzun süredir ziyaret etmediğim için çok büyük heveslerle yola çıkmıştım. İlk gittiğimiz sahil sığ fakat çok temiz değildi. İkinci gün diğer sahile gitmeye karar verdim. Yolu, çok değil beş dakika daha uzatacak ve daha temiz olduğunu düşündüğüm o kıyıya gidecektim. Başıma geleceklerden habersiz…

Sahil kasabasının ismi “Bağırganlı”. Neden bu ismi koyduklarını orman yolunda öğrenecektim. Arabamın altına doğru atlayan o naif hayvan, ben üzerinden geçtikten sonra yola yığılmıştı. Yan aynadan arkaya baktığımda ömrüm boyunca unutamayacağım o manzarayı gördüm. Kafası ve gövdesi hareket ediyordu fakat bacakları tekerimin altında kalmıştı sanırım. Kalkmaya çalışıyor kalkamıyordu. Aklımdan bir sürü şey geçti o an. “Dursam ne yapabilirdim? Çocuklarım bu travmatik manzarayı görürse korkabilir, panik yaşayabilirlerdi. Ben çaresizdim, veterinere götürecek boyutta olsa hiç düşünmez dururdum fakat kocaman hayvandı. Nasıl ve nereye taşıyacaktım? Bomboş yolda kimde yardım isteyebilirdim? Bütün bu sorular zihnimden geçerken gözlerimi dikiz aynasından ayıramıyordum. Onun çırpınışını görmek, çaresizce kalkmaya çalışmasına tanık olmak içimi paramparça ediyordu. Bir yandan çocuklarımı düşünüyor, bir yandan da geride bıraktığım o canlının görüntüsü zihnime kazınıyordu. Ne yaparsam yapayım, o an için doğru bir karar veremiyormuşum gibi hissediyordum. Sanki yolun ortasında yalnızca o hayvan değil, benim vicdanım da kalmıştı.

Bu karmaşık duygular içinde sahile kadar geldim. Arabayı park ettikten sonra ilk işim annemi aramak oldu. Başım sıkıştığında aranacaklar listemin en başında annem vardır benim. O her zaman beni zor durumlardan kurtaracak bir çözüm yolu bulur. Yine buldu ve zabıtayı aramam gerektiğini söyledi. Hemen aradım, konum bildirdim. Orman Genel Müdürlüğü’nden bölge temsilcileri benimle iletişime geçti. Bölgeyi taradılar fakat herhangi bir ize rastlamadıklarını söylediler. Bende dönüş yolunda yola dikkatle bakarak ilerledim. Çarptığım bölgede kan izi gibi bir ize de rastlamadım.

Çocuklar etkilenmesin diye duramamak ve o hayvan için ilk anda bir şey yapamamak benim için ağır bir vicdan yüküne dönüştü. Gün içinde bu konuda hakkında onlara sadece bilgilendirme yapmakla yetindim. Konuyu fazlaca açıp, onların eğlencelerine engel olmak istemedim. Benim içim kan ağlasa da denizde oyunlar oynayıp, eğleniyormuş gibi yaptım. Annelik; her şeyden önce çocuklarının psikolojisini düşünmek miydi? Duygularımı saklarken onlara iyilik mi yapıyordum, duygusuzluk mu aşılıyordum? İyi anne olacağım, onları hayatın kötülüklerinden koruyacağım, üzüldüğümü belli etmeyeceğim derken, kendi duygularımı mı kaybediyordum?

İlk defa bir canlıya zarar vermiştim. Tek tesellim Orman Genel Müdürlüğü görevlilerinin ilgisi ve olaya hızlıca müdahale etmeleri olmuştu. Günlerce doğru düzgün bir şey yiyemedim. Hep böyle olurum. Vicdanım, mideme bir taş gibi oturur. Yaşadığım bu kazanın da vardır bir sebebi düşünüp tefekkür etmeye çalışıyorum. Allah bir daha yaşatmasın ama olurda yaşarsam artık ne yapacağımı daha iyi biliyorum. En azından bu kez, çaresizce yoluma devam etmek yerine, elimden geleni yapmak için duracağım!